"Şehrin karşısına bedenimle çıkarım; pasajın boyunu ve meydanın enini bacaklarım ölçer: bakışım bedenimi bilinçsiz biçimde katedralin cephesine yansıtır, bedenim orada silmelerin ve konturların çevresinde dolanır, girinti ve çıkıntıların boyutlarınıi duyumlar; bedenimin ağırlığı katedralin kapısının kütlesiyle buluşur ve kapının arkasındaki karanlık boşluğa girerken elim kapının topuzunu kavrar. Bedenim ve şehir birbirini tamamlar ve tanımlar. Ben şehirde barınırım, şehir de bende barınır."
"Bu teknoloji çağının binaları çoğu zaman kasıtlı olarak her dem taze kusursuzluğu hedeflemekte ve zaman boyutunu, başka deyişle, kaçınılmaz ve zihinsel olarak anlamlı olan yaşlanma sürecini içlerinde barındırmamaktadırlar. Aşınma ve yaşlanmanın izlerine yönelik bu korku ölüm korkumuzla ilişkilidir."