Bizler de kendi yaşamlarımızda göze görünmeyen birçok küçük harf kaybederek sürdürürüz yaşamımızı. Bir gece karanlıkta tek başımızayken kendimize alçak sesle söylediğimiz kayıpları hayatımızın... Bir düşünsenize ne kadar çoktur! Başka türlü ayakta kalınmaz. Hatırladıklarımızla değil, asıl hatırlamadıklarımızla başa çıkmakta zorlanırız.
Bizi serseme çeviren rastlantıların, farklılıkların, uyumsuzlukların ardında, yalın, tutarlı ve uyumlu bir düzenin bulunduğunu ve günün birinde birinin ya da birilerinin çıkıp bunu keşfedeceğini umarız. Bu düzeni bize sayıların göstermesini ister, bunu ancak sayılarla kanıtlarsak doğrulanacağına inanırız. Oysa sayılar yalnızca kendilerini gösterirler. Sayılar işaret ettiklerinden daha fazlası olmadıkları halde, insanlar onlardan daha fazlasını göstermesini isterler hep
Bizler hayatımızı alabildiğine zorlaştırırken, bilinmezler hayatımızı kolaylaştırırdı. Vücudumuzun yaraları olduğu gibi kaderimizin de yaraları vardı. Onlara da şifa gerekti. Kaderinin farkında olmak, kaderinin yaralarının da farkında olmayı gerektiriyordu.
İnsanlar eskiden kaybolmaktan bu kadar korkmazlardı. Kaybolmanın insanı zenginleştiren serüvenlerine olanak tanırlardı; yazık bazı şeyleri kaybolmadan öğrenemez ki insan!