Demet Üstün

Demet Üstün
@dmtustun
Biliyorum ki uyandım ve hala uyumaktayım. Hayatın verdiği yorgunluktan bitap düşmüş,eskimiş bedenim, vakit henüz çok erken,diyor. Hafif bir sinir var üzerimde. Nedendir bilmem,kendime ağır geliyorum... Bedenle hiç ilgisi olmayan, berrak bir uyuşukluk içinde, uykuyla uykusuzluk arasında, bir düşün suretinden ibaret bir düşte durulmuş, yatıyorum. Dikkatim iki dünya arasında salınıyor, kör gözleriyle bir okyanusun derinini, aynı zamanda bir göğün derinini görüyor; derinlikler karışıyor, iç içe giriyor, var olduğum yeri de, düşümde neyi gördüğümü de bilemez haldeyim artık.
Reklam
Yaşamaya cüret etmemiş insanın hafif soluğu, hissetmeyi bilmeyenin kaba yutkunmaları, düşünmekten kaçınmış olanın yararsız mırıltısı-usulca geç git, silinerek geç, mecbur olduğun kasırgalara kapıl, zorla önüne serdikleri yokuştan çık, ister gölgeye yürü ister dünyanın kardeşi ışığa, ister şana ister Kaos'un ve Gece'nin kardeşi yıkıma-ama kendindeki derin karanlıklarda hatırla ki senden sonra geldi Tanrılar ve Tanrılar da zamanı gelince göçer.
Kendi yüzünü görememeli insan, çünkü bundan daha korkunç bir şey yok. Doğa insana hem kendine, hem de kendi gözlerinin içine bakamama yeteneğini bahsetmiş. İnsan sadece akarsularda ve göllerde seyredebilirdi yüzünü. Ve bunu yaparken vücudunun alması gereken şeklinde simgesel bir anlamı vardı. Kendini görmek denen o alçaklığı yapmak için suya sarkmak, eğilmek zorundaydı. Aynayı her kim icat ettiyse, insan ruhunu zehirlemiştir.
Hayal ederek yaşamak, hayal gücümüzü aşındırır, özellikle gerçekliği hayal etme gücümüzü.İnsan zihninde var olmayanla, zaten var olması mümkün de olmayanla yaşamaktan, sonunda var olabilecek olanı bile hayal edemez hale geliyor.
Bazı acıların, öylesine içlerine işlemiş, öyle incelikleri vardır ki, ruhtan mı yoksa beden mi kaynaklanırlar, hayatın boşluğu karşısındaki rahatsızlığımı yansıtırlar, yoksa karaciğer, mide ya da beyin gibi organik bir uçurumumuzun hastalanmasından mı kaynaklanırlar, anlayamayız. Kim bilir kaç kez, her zamanki özbilincimin, kaygılı bir durgunluğun karmaşık çökeltilerine karışarak karardığını hissetmişimdir! Kaç kez var olmak canımı yakmıştır, o derece anlaşılmaz bir bulantıdır ki bu, hayattan tiksinmekten mi ileri gelir, yoksa kusacağımın habercisi midir, ayırt edemem! Kim bilir kaç kez... Bugün ruhum, bedenime kadar ulaşan bir hüzne gark olmuş durumda. Belleğimi, gözlerimi, kollarımı, her yerimi acıtıyorum. Sanki olduğum şeye tamamen yayılmış bir romatizmaya yakalanmışım. Varlığım günün duru aydınlığından, masmavi gökyüzünden, tepede asılı, salkım saçak ışık dağıtan dalgadan etkilenmiyor. Bizi kuşatan havaya bir kişilik kazandıran, sanki hala yaz ortasındaymışız gibi sonbaharı hatırlatan, hafif, serin meltem hic neşe vermiyor bana. Hiç benim için hiç. Hüzünlüyüm, ama belirli-hatta belirsiz bir hüzün bile değil bu. Orada, dışarıda, çöp tenekeleriyle dolu sokakta yaşıyorum hüznü.
Reklam