Bugün aldığım genç ve ani bir ölüm haberi üzerine bunları yazma gereği duydum. İnsan gerçekten sorguluyor.
Şu an parmaklarımı hareket ettirebiliyorum, yürüyebiliyorum, nefes alabiliyorum. Vücudumda sayısız sistem kusursuz bir düzen içinde çalışıyor. Rabbime binlerce kez şükür ediyorum. Ama sonra insan düşünmeden edemiyor… Ya sabaha bu kemik yığını hareketsiz, morarmış, buz kesmiş bir halde teneşir tahtasına yatırılırsa?
Hayat gerçekten acımasız ve çok kısa. Aslında hayat, iki dudağımızın arasındaki bir nefes kadar… Aldığını çoğu zaman geri vermiyor. Cemal Süreya ne güzel demiş:“Yağmur olsan binlerce damla arasından tutardım seni; çünkü korkarım, toprak aldığını vermiyor geri.”
İnsanoğlu ise ne garip…Kilolu olana “balina” der, zayıf olana “sıska”.Çalışkana “inek” der, tembele “eşek”.Çirkin bulduğuna yüzünü ekşitir, güzel olana “abartma” der.Büyük göze bir kusur bulur, çekik göze başka bir bahane uydurur.Bir insan hakkında hiçbir şey bilmeden ona hayat dersi vermeye kalkar.
Oysa gerçek çok basit:Hepimiz bir gün o dokuz tahtayı kucaklayacağız. İyimiz de, kötümüz de.
Dün de buna benzer bir olay yaşadım. Hikayeden Adamlar’da şöyle bir soru geçti:“Bir erkeğin salak olduğunu nasıl anlarsınız?”
Ben de bunu kendi sayfamda paylaşmak istedim. Bir erkekten şöyle bir cevap geldi:“Seninle iletişim kuran bir erkek zaten salaktır.”
Bir an durup düşündüm. Bunu nasıl çıkardı diye… Duvarıma baktım; sadece şairlerden alıntılar ve şiirler var. O kişinin profil fotoğrafının arkasında ise Kur’an-ı Kerim’den bir sayfa duruyordu. Kimsenin dinine, mezhebine karışmam; saygım sonsuzdur. Ama içimden şu soru geçti: Acaba sadece başım açık diye mi böyle bir yargıya vardın?
Gerçekten anlamak zor.
O yüzden bir ricam var:Kimsenin kalbini kırmayın. Sevdiğiniz şeyleri yapın. Hayatın tadını
sevgi odur ki gönle düşen bir ateştir sönmez
aklı susturur kalbi konuşturur aşığı kendine döndürmez
bir nazarla bahar olur gönül bir sitemle hazan kesilir
sevgi dilde bir söz değil gönülde ebedi bir izdir
dilrûba.