Sesi soğuktu. Kırgın değil, daha çok öfkeli bir ses. Ama sesindeki öfke o kadar da belirgin değildi. Böyle örtük öfkeler aslında daha tehlikeliydi. Çok genç yaşta bile öğrenebiliyordu insan bunu. Kendini açıkca belli eden bir öfke, genellikle geçiçi bir sorun oluştururdu. Ama karşındaki insanda öfkenin üstü örtülmüşse, böyle bir şey hissetmişsen, dikkatli olmalıydın. Bastırılan öfke, daha sonrası için tehlike yaratabilirdi. Süleyman'a istediği konuda yardımcı olamayacağımı o kadar açık şekilde söyleyerek hata yapmıştım galiba Ortadoğu'da böyle yürümüyordu işler. "Tamam, senin amcaoğlunun işe girmesi konusuyla ilgileneceğim" deseydim, hiç sorun yaşamazdım. Gerçekten rektörle de bu işi konuşmama gerek yoktu. Süleymen'ı çok uzun süre oyalayabilirdim. Umutla beklediği süre boyunca bana yağcılık yapmasını, çok daha saygılı davranmasını sağlayabilirdim. Kendimi her akşam eve bıraktırabilirdim. Sonunda bir sonuç alamayacağımız kesinleştiğinde bile, onun için uğraşmış ama başaramamış biri olarak gözünde bir değerim kalırdı. Üstelik bu süre boyunca bana karşı olan davranışlarının bir kısmı da alışkanlığa dönüşürdü, kalıcılaşırdı. Gerçi Ortadoğu'da düşmanlıkla dostluk çok çabuk yer değiştirebilirdi. Ama Süleyman sadece Ortadoğulu değildi, bütün Türkler gibi aynı zamanda Batılı bir insandı. Onun bazen Batılı bazen de Ortadoğulu özellikler göstermesinden faydalanabilirdim. Bu gibi durumları bir avantaja dönüştürmeye çalışmadığımdan, hem Batılı hem de Ortadoğulu bir kültürün içinde yaşamanın sıkıntısı bir kez daha çekiyordum işte. Daha doğrusu, ne Batılı ne Ortadoğulu bir kültürün....
Sayfa 41 - Maya, Süleyman