Doğa

"Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kiminin ki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!"
Sayfa 88
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Benim tezim, bütün halkların, bütün kültürlerin birbiri hakkında önyargılara sahip olduğudur. Eğer bir gün bu önyargı kelimeleri, yani Avrupa dillerindeki barbar, Japon dilindeki gaijin, Müslümanlardaki kâfir, Almanlardaki Ari olmayan gibi önyargı sıfatlarını kaldırabilirsek, amacımıza ulaşabiliriz. Amaç nedir derseniz, bence tam olarak şudur: İnsanın değerinin sadece insan oluşundan geldiği; din, milliyet, cinsiyet, renk, cinsel tercih, siyaset gibi birtakım ön sıfatlarla ayrımcılığa uğratılmadığı bir hümanizm anlayışı. "
Sayfa 56
Sesi soğuktu. Kırgın değil, daha çok öfkeli bir ses. Ama sesindeki öfke o kadar da belirgin değildi. Böyle örtük öfkeler aslında daha tehlikeliydi. Çok genç yaşta bile öğrenebiliyordu insan bunu. Kendini açıkca belli eden bir öfke, genellikle geçiçi bir sorun oluştururdu. Ama karşındaki insanda öfkenin üstü örtülmüşse, böyle bir şey hissetmişsen, dikkatli olmalıydın. Bastırılan öfke, daha sonrası için tehlike yaratabilirdi. Süleyman'a istediği konuda yardımcı olamayacağımı o kadar açık şekilde söyleyerek hata yapmıştım galiba Ortadoğu'da böyle yürümüyordu işler. "Tamam, senin amcaoğlunun işe girmesi konusuyla ilgileneceğim" deseydim, hiç sorun yaşamazdım. Gerçekten rektörle de bu işi konuşmama gerek yoktu. Süleymen'ı çok uzun süre oyalayabilirdim. Umutla beklediği süre boyunca bana yağcılık yapmasını, çok daha saygılı davranmasını sağlayabilirdim. Kendimi her akşam eve bıraktırabilirdim. Sonunda bir sonuç alamayacağımız kesinleştiğinde bile, onun için uğraşmış ama başaramamış biri olarak gözünde bir değerim kalırdı. Üstelik bu süre boyunca bana karşı olan davranışlarının bir kısmı da alışkanlığa dönüşürdü, kalıcılaşırdı. Gerçi Ortadoğu'da düşmanlıkla dostluk çok çabuk yer değiştirebilirdi. Ama Süleyman sadece Ortadoğulu değildi, bütün Türkler gibi aynı zamanda Batılı bir insandı. Onun bazen Batılı bazen de Ortadoğulu özellikler göstermesinden faydalanabilirdim. Bu gibi durumları bir avantaja dönüştürmeye çalışmadığımdan, hem Batılı hem de Ortadoğulu bir kültürün içinde yaşamanın sıkıntısı bir kez daha çekiyordum işte. Daha doğrusu, ne Batılı ne Ortadoğulu bir kültürün....
Sayfa 41 - Maya, Süleyman
Beyaz Renault'ların bu kadar çok olması beni şaşırttı. Bir günde çoğalmış olamazlardı, ama daha önce onların bu kadar çok olduğunu görmemiş olmak, ilginç geldi bana. Demek ki algılamayla ilgili bir durumdu bu. Öyleyse, başka renkte, başka marka bir arabaya bakıyor olsam ,onun da tahmin ettiğimden fazla olduğunu görecektim. Yollarda ne kadar çok lüks araba olduğunu, memlekette ne kadar çok zengin insan olduğunu görmek de böyle bir şey olsa gerekti. Ya da yoksulluğun ve sefaletin ne kadar yaygın olduğunu görmek. Aynı şekilde, bazen erkeklerin ne kadar büyük bir kısmının kaba ve itici olduğunu düşündüğümde, bu yorumun bir gerçeklikten değil, benim bakışımdan kaynaklığından kabul etmeliydim. Ya da adamın birini güvenilir ve yakışıklı bulduğumda... Yok canım, birini yakışıklı bulmanın benim bakışımla ne ilgisi vardı? Ruh halim farklı olunca aynı kişinin tipini farklı görecek değildim ya! Yoksa öyle mi görürdüm? Yani etkenlerden biri de, benim o anki durumum mu olurdu? Bu durumda, düşüncelerine ne kadar güvenebilirdi insan? Düşüncelerimi hayatın gerçekliği mi belirliyordu, benim ruh halim mi? Ama zaten bu ikisi birbiriyle ilişkili değil miydi? O zaman, düşünce mi önce geliyor, algılama mı? Yoksa, düşünmek ve algılamak arasında başka bir bağlantı mı vardı? Öncelik- sonralık meselesini aşan bir bağlantı.
Sayfa 34
Vıcık vıcık yüzeysellik yayan şu "kişisel gelişim" kitaplarının bağırıp durduğu "İstersen yaparsın!" sözü tam bir kandırmacaydı. İnsan ancak yapabileceğini isterdi. "İstemek" kavramı, "dilemek"ten ve "hayallere dalmak"tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.
Sayfa 28