Tam o sırada eve yıldırım düştü. Bana gurur veren, önemli bir olaydı bu. Ne zaman bu tür bir şeyler olsa, hiç değilse bir kimse, bir kişi olduğumu içten içe duyuyor, bir hoşnutluğa gömülüyordum.
Uyumadan önceki son düşüncem zavallı anneannem oldu. Korkunç şeyler yaşamıştı ama bizlere hiçbir şey belli etmemişti. Zaten birçok Türk evinde böyle bir suskunluk vardı, geçmiş konuşulmazdı. Sanki o korkunç olaylardan söz etmek, her şeyi yeniden başlatacakmış gibi... Türkiye'de hemen hemen her konuda, her kurumda sorunların çözülmesinden çok üstünün örtülmesine öncelik verilmesi, acaba bu alışkanlığın sonucu ortaya çıkan bir durum muydu? Bu memlekette, Kürt sorunundan yoksulluğa, hemen her meselede bir görmezden gelme, yok sayma alışkanlığı vardı. Bir muhalif kişi bundan söz ederse, sanki sorunları o yaratmış gibi ona öfke duyulurdu. Farklı düşünmek, çok zaman düşman kabul edilmenin nedeni olurdu. Toplum olarak, sessiz, sözleşmeyle susma kararı alınmış, yaşananlar genç kuşaklara aktarılmamıştı. Bu iyi miydi, kötü müydü bilemiyorum. Hiç kimseye düşman olmadan yetiştirilmiştik. Bu işin iyi tarafıydı ama bir de geçmişimiz konusundaki korkunç cehaletimiz vardı.
Herkesin çok beğendiği Serenad kitabını bitirdim. Bu kadar uzun sürmesinden dolayı üzgünüm ama tadını çıkararak okuduğumu söyleyebilirim. Bu kitabın her sayfası beni daha da heyecanlandırdı. Aradaki taraihi bilgilerden sıkıldığımı söyleyebilirim ancak oldukça öğreticiydi. Gerçek olaylara dayanan hüzünlü bir kitap.
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma