Varlığımızın en güçlü yanı hiç şüphesiz kendimize yabancılaşmadan, biricik bireyler olarak hayatımızı sürdürebilmemizdir. Bu güç her itkiden, her hastalıktan daha kuvvetlidir. Sağlığı için savaşan kişi genellikle zafer kazanır.
Kendimiz olabilmek için kendimize sahip olmalıyız, hayat hikâyemize sahip çıkmalı, onu kaydettiğimizde yeniden edinmeliyiz. Kendimizi "hatırlayarak", kendi içsel hikâyemizi, anlatımımızı yeniden derlemeliyiz. Kişinin kimliğini ve benliğini koruyabilmesi için böyle bir anlatıya, süreklilik gösteren bir içsel anlatıya ihtiyacı vardır.
Bir insanı tanımak istediğimizde, onun hayat hikâyesi, en derin, gerçek hikâyesi nedir diye sorarız. Çünkü her birimiz bir biyografiden, bir hikayeden ibaretiz. Her birimiz, algılarımız, duygularımız, düşünce ve eylemlerimizle, ki bunlara konuşmalarımız, sözlü anlatımlarımız da dahildir, bilincinde olmadan, içimizde sürekli kişisel bir anlatı kurarız, biz işte o anlatıyızdır. Biyolojik ve fizyolojik açıdan birbirimizden pek farklı olmasak da tarihsel açıdan, anlatı olarak her birimiz biriciğiz.