Kitap'ın anlatımı oldukça güzeldi. Biraz durum hikayesine benziyordu özellikle bir olay yoktu daha çok duygular üzerine yoğunlaşılmıştı ama sayfa sayısı az olduğu için o kadar da sıkmadı beni bu tür iç dünyayla alakalı kitap sevenlere tavsiye edebilirim. Ayrı olarak kitap da eski İstanbul'un güzelliği oldukça iyi anlatılmıştı ama üstünde biraz daha durulabilirdi, her koşulda birbirlerinin yanında duran iki dost vardı karşımızda, toplumsal konulara oldukça güzel yer vermişti. Ama kitap da en sevdiğim iki karakter Neriyye hala ve Mahir amcaydı.
Kitap eski günleri nasıl da güzel anlatmış
yaşamadığım günleri hissettirdi bana, okuduğum her satırda yaşamadığım günlere özlem duydum. Sahi bu güzel zaman nasıl da geçip gitmiş ki kimse engel olmamış mı? Nasıl olurda taşların arasından akan suları, yokuşun başındaki pembe çicekli elma ağaçlarını ve daha nicelerini nasıl unutmuşlar? İnsan böyle nimetleri nasıl kaçırır ki! Öfkemin ve kırgınlığımın iki sebebi; fevkalade zamanı yaşayamadığım ve Neyyire hala Mahir amca ile tanışamadığım içindir. Neyyire hala ve Mahir amca kitap da o kadar güzel anlatılmış ki onların ahlakına, erdemliliğine, okumuşluğuna ve daha birçok şeylerine hayran kalmamak mümkün değildi.
Kitapta kadının toplumdaki yerinede yer verilmişti, örneğin bir kız çocuğunun el alemin ağzı için evlendirilmesi. Sırf toplum için mahvedilen hayatlar..
Oysa bir insanın en çok da kız çocuğunun kendisi ve insanlık için yapması gereken şey okumaktır. Çünkü okumak, bize gerçekleri öğretir ve insanlığı geliştirir. (Buralarda daha çok kendi görüşlerimden bahsettim.)
Her şeye rağmen Meli ile Berni'nin dostuluğu mükemmeldi ve kitap da insanın içine işleyen cümlelerle anlatılmıştı. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar dertlerini, yataklarını, evlerini her şeylerini paylaşan bir