Ahlâki yalnızlıkta birey hangi anlamın ahlâkî tercihi olduğunu belirlemekte güçlük çeker. Böylesi bir farkındalık için dışsallaşmış anlamlardan yardım alma ihtiyacı duyar. Dışsallaşmış anlamlar ise çoğunlukla bireyin alışkanlıklarına tekabül eder. Dolayısıyla birey, kendi ahlâkî konumunu tanımlamakta alışkanlıklarını esas alır. Oysa alışkanlıklar belirli bir ortama bağlı olduğu için yanıltıcıdır. Elverişli bir ortamda cesur, cömert, iffetli ve hikmetli davranışlar sergileyen biri, ortam değiştiğinde korkak, cimri, iffetsiz ve sefihçe davranışlar sergileyebilir. Yine elverişli ortamda merhametli, hayâ sahibi ve mütevazı biri, ortam değiştiğinde gaddar, arsız ve kibirli bir kimseye dönüşebilir. Bu nedenle kişinin kendisine ilişkin ahlâki yargıları, "çoğunlukla gerçekleşen mümkün önermeler" kategorisine girer; olgusal doğruluk barındırır; öngörülebilir ama zorunluluk ve sürekli kesinlikten yoksundur."
... farkındalık yitimi, bilhassa toplumsal yapı ve kurumların aracılığıyla yapılan fillerde kişi kendisini bizzât yapı ve kurumla özdeşleştirdiğinde zirveye ulaşır. Çünkü toplumsal nispetler kişide kimlik hâline geldiğinde ahlâkî anlamlar bu kimliklere bağlı olarak yeni bir forma girer. Öyle ki erdem sanılan erdemsizlikler erdemsizlik sanılan erdemler ortaya çıkar.
Istırap karşılığında kazanılan şeylerle kıyaslandığında, şu andaki mutluluk çok sefil kalır. Ve tabii ki istikrar, istikrarsızlık kadar gösterişli değildir. Mutlulukta, şanssızlığa karşı verilen mücadelenin ihtişamlarından hiçbiri yoktur. Günahla mücadelenin veya ihtiras ya da şüphe nedeniyle ölümüne altüst oluşların görkemini bulamazsınız mutlulukta. Mutluluğun yüce bir yanı yoktur.