• Kitaplar benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden, bana görevlerimi anımsatırlar.

    Alphonse Daudet
  • ... çünkü benim bütün dostlarım kelimelerdir.
  • Kapıldım gidiyordum öylece sahil boyunca.Basamaklardan asağıya doğru inerek kaldığım yerden yürümeye
    burada devam etmek ,denizle daha bir yakınlaşmak istiyordum.Denizin enginliginde kaybolmak belki de.İcimin ağırlıklarını ,sandal misali sulara emanet edip denizde yüzdürmek, çırpınışları yüreğimi boğmadan ama.O kadar yorgunum ki mahmur bakışlarım,güneşin baskısı altında can cekişmekte adeta.
    Üst kısımda banklarda oturan insan kalabalıklıkları.İlerleyen adımlarımla
    meraklı bakışların tacizi altindaydim.Kimin
    önünden gecersem geçeyim, baştan aşağı beni süzen bakışların kafesindeydim.Rahatsizlik veriyordu bu durum bana.Sanki göz göze gelirsek aklımdan geçenleri okuyacaklarmiş,yasadiklarima şahit olacaklarmis gibi bir his uyaniyordu içimde.Kacirdim gözlerimi.Yönümü sadece denize çevirdim.Sadece deniz bilsin,bana rahatsızlık veren düşüncelerimi alsın götürsün istiyordum.

    Yürüdüğüm güzergahta da mesafelerce sıra sıra dizilmiş balıkçı amcalar.Mevsimi gelmiş demek ki.Balik tutmaya gelenler iskemlelerine oturdukları yerden oltalarına takılacak olan bir kıpırdayışın sabırla bekleyişine koyulmuşlar bile.Ah şu bekleyişler ,gelecek olan gelemese bile bekleyislerde ayak direttigimiz ısrarlar...
    Yeşillensin diye umudumuz ,soldurdugumuz an'larımız bekleyislerin gün batımında ...


    Sanki içine çekildiğim dünya da beklediklerime ayarliydi.Gelmemislerdi ya gelecek olan, kalbim duraklatmisti bir süre hayallerini,nesesini, ışığını...Umut denen o tatlı hissin kıskıvrak kancasina takilmayi bekliyordu.Gelecek olan,beklemekte olanı neden çok bekletirdi ki ? Çay bile çok bekleyince koyulaşır ve acırmış ya eskilerin deyimiyle.Yüreğim bekleyişlerin en koyu demindeydi oysaki.Birikmis günlerin özlemi acılaştı yakıyor bağrımı.Gelecek olan,şayet gelecekse neden elini çabuk tutmuyordu ? Gelecek olan gelince ya bulamazsa ,ya yetişemezse...

    Yürümeye devam ediyordum yüreğimin sancılı
    çığlıklarını adimlayarak.Denizin şefkatiyle kucak açmasını bekliyordum,kalbimin kırık sesine ses olmasını.Degil mi ki sefkat iyilestiricidir.Bir ara duraksadim ,deniz bugün çarşaf gibi dingindi.Sukunetle üstünü örtmüstü,derinliklerinde neler saklı bilinmez.Tıpkı insan gibi.Gece boyunca boğuştuğum ağrılardan kimin haberi vardı ki , tüm karanlıkları kalbime gömüp yalancı bir fecr misali doğuyordum her yeni güne.

    Ötelerde, denize doğru yarı batık sekilde demir alan limandaki paslanmış gemi gibi eksiliyordum yavaş yavaş yaşamdan.Ayrilik vakti geliyordu.Batmamak için direnişlerim ondan.Gözümden istemsizce süzülmeye başladı yaşlar.Elimde değildi ki.Gözyaslarim paslı vücudumu parıldatmaya yetmiyordu bir türlü.Tedaviye bir türlü cevap vermiyordu bünyem.Kemoterapiler oldukca yormustu bedenimi.Kan kanseriydim.Ömrüm elimden sessiz sedasız kayıp gidiyordu.

    Özlemini duyduğumuz şeylere, elimizi uzattığımızda neden ulasamiyoruz ki.

    Her şeyin son demindeydim..
    İçtiğim bardağın son yudumunda ,dostlarim ve komsularimla son muhabbetimiz,son bulusmamizmiş gibi garip bir his.Söylenmesi gereken tüm cümleler kurulmaliydi,can vermeden kelimelerim ölümün o soğuk nefesinde.Geminin güvertesinde ayakta dikilerek ,dışarıdaki hayata el sallayan kelimeleri boğazına düğümlenmiş yolcu gibiydim.Gökyüzünde küme küme birikmiş bulutların gözlerinden akan son damlaydim...Bedenim şimdilik veda etmese bile ,kalbim sahip olduklarına veda etmenin provasını gerçekleştiriyordu.

    Oltasını sırtına yüklemiş yaşlı bir amca bana doğru yaklaşıyordu.Ellerimle hızlıca silmeye başladım gözümün yaşlarını fark etmesin diye.İnsan gözyaşlarını neden saklar ki ? İçinin incileri bir başkasını daha yakmasın,bir başkasını daha incitmesin diye mi ?Kim bilir ..Amca yanıma oturmak için müsaade istedi.Buyrun amca oturabilirsiniz tabiki dedim.

    -Nasil gidiyor işler peki ,tutabildiniz mi balıkları ?

    Amca;
    - Tutunduklarimizi tutmak bizim elimizde kızım,dedi.

    Nasıl yani amca dedim, anlamlandırmaya çalışarak ...

    - Evladım ,ben balık tutmaya gelmedim ki.O elbet gelir mutlaka.Nasil hayal edersem, o da o şekilde vücut bulacak.Buna inanirim ben senelerdir.Ben rızkımı aldım bugün Hüda'dan.Sükürler olsun.
    Bugün de oltama sen misafir oldun be kızım.Deminden beri seni gözlemliyorum.Biliyor musun ben bir hayal tamircisiyim..

    ~~Hayal tamircisi mi diye sormaya kalmadan ,amca başladı anlatmaya.Zaten konuşacak takati yoktu suskun yüregimin.

    Her gün sabahin ilk ışıklarında yola koyularak,şuracıkta iskemleme oturup,oltama tutunma ihtiyacı olanların 'imdat' çığlıklarını işitip duyguların girdabından çekip kurtarırım onları.Sinelerin figanını işitip de yardımlarına nasıl koşmayayım?Hayaller,kalbe iyi gelir kızım.Kalbine menfaatsizse hizmet eder.İyiligini düşünür velhasıl.Çoğusunu,sıkıntılarının ve imtihanlarinin pençesine kendilerini bile isteye bırakır şekilde bulurum.

    Bak ,şu ötedeki bankta oturan sırt çantalı yeşil kıyafetli genç kız var ya bu yıl girdiği sınavda üçüncü kez yine istediği yeri kazanamamış.İntihari düşünür halde darağacına hayallerini,sevdiklerini,
    tutunduklarını , geleceğini asarken yakaladım onu.Yüreğimle dinliyordum onu. Şu ileride annesinin koluna girerek gezinti yapan âmâ bir kızın gözlerinin her renginde dolaştırdım onu.Tefekkür etti genç kız.Cok geçmeden üniversiteyi kazanmak her şey değilmiş demek ki.Herkes meslek sahibi olacak diye bir şey de yokmuş,diye körelttigi basiretine yeni bir ışık yaktı.

    O âmâ kızın sahip olduğu güzelliklerle bezeli bakışa sahip olmamasının utancını yaşadı bir an.Çünkü hayalleri o kadar güzeldi ki gökkuşağı renginde bir yaşam doluluguna sahipti âmâ kız.Âmâ kız ,burada göremediklerim, hayallerimdeki bir fırça darbesiyle boyanarak doyumsuz bir lezzet yaşatıyordu zaten bana.Hem burada yitirdiklerim,ötelerde daha bir canlılık kazanıp,ete kemiğe büründürmeyecek miydi sahip olduğum birçok seyi,dusuncesindeydi.

    İste intihari düşünen genç kızın,bir başka varlıkta seyrettiği hayaller onun sahip olup da farkında olmadığı yeteneklerine birer lamba yakmıştı.Yaşam kitabının son sayfasını kapatmayı düşünürken,duygularını içine bastırıp taşlaştırdığı bir esnada satır aralarında açıklamalar yapan anlatıcının yolunu kaybetmişe yol göstermesi misali kaldığı yerden yepyeni bir sayfa açarak tutunmustu sahip olduklarına şükrederek yeşil elbiseli genç kız.

    Hayaller,hayatın ağrısız,konforlu,rengarenk bir yolculuğu be kızım.Hayallerinin hafifliginde gezinmeyen,dünyanın tüm yüklerini üzerine alır taşıyamayacağını bile bile. Ağırlığının altında ezilir,vaveyla eder,herkesi çirkin görür.Senin neyin var be kızım.İçin için gözyaşlarını,
    denizlere emanet ederek tamire başladım bile.Buharlastırsın bulut hüznünü ,yağmurlar yağdırsın acılarına,imtihanına içli icli.Söndürsün yangınlarını ,geçici olduğunu fisildasin.

    Amcaya kan kanseri olduğumu ,hastaligimin son evresinde olduğumu,hiçbir tedaviye cevap vermedigimi ve ömrümün son demlerini yasamakta olduğumu söyleyemeden; amca parmaklarını dudaklarına götürüp "Suss" işaretiyle son kelimenin çıkmasına müsaade etmedi.Evladım dinle beni.Sanslısın ki o hastalık seni yoklamaya gelmiş.Hatırını sormaya.Yani kisa bir süreliğine misafirlik edip,vazifesini bitirdikten sonra gidecek.

    Ah be kizim neden zaten hasta olan misafirini;somurtarak, yüzünü burusturarak, istemediğini hissettirerek ,kadrini kıymetini bilmeyerek daha da kötüleştiriyorsun,mahcup ediyorsun ki.

    Hem daha güzel bir hayat için cektiklerin için üzülmeye değer mi? Faniliğini hatırlatan kıymetli bir misafire hürmet etmeye bak kızım.

    Haydi seninle hayalen bir terziye gidelim.Cok sevdiğin mürdüm renkli, sade ve şık bir elbise diktirdiğini düşünelim boydan boya.Terzinin senin vücut ölçülerini alması,elbisenin kumaşını kesip biçmesi o elbiseyi heder ettiği başka bir ifadeyle ziyan ettiği anlamına elbette ki gelmez.Oysaki güzel bir elbisenin mevcudiyeti için bunlar şart değil midir kızım? Terzinin kumaşa sapladığı her bir iğne elbisenin güzelleşmesi için tırmanılması gereken birer yokuş gibidir.İste senin de
    bu hastalığın,kalbinin güzelleşmesi ,hasletlerine parlaklık kazandırılması adına nakışlanman için şart.Cektiğin acılar ,sancılar rehnedar olan bakışının restorasyonuyla ;dış yüzü ekşi hadiselerin üzerine tebessümle gitmesini bilerek yepyeni bir dünyanın kapısını aralayabiliriz.

    Partallaştırdığım,donuklastırdığım
    ,eskittiğim ömrüme güzellikleri yama yaparak neticesi ölüm bile olsa hayatımın en nefis fotoğraflarından albümler hazırlayan hayallerimin çağırdığı yolculuğa dahil olarak ufacık bir tamirle ,yorgun gözlerle hecelediğim dünyanın rengi birdenbire değişmişti.Yeryuzu benim için matemhane olmaktan çıkmıştı.Ve ruhumu saran o kapkaranlık atmosferin bir gün yağmur bulutlarına dönüşeceği ümidiyle amcayla vedalaşıp ayrıldım o sahilden hayatıma ve kiymetli misafirime hürmetle,tebessümle ...
  • Ben seni alamam ah Holofira
    Azığım tam takır bineğim nalsız
    Bir bende geçerim kalacağım yok
    Dostlarım bivefa düşmanım yalsız
    Kolum halat değil bakracımda kum
    Ben seni alamam ah Holofira
    Sade yoksulluktan yokluktan değil
    Eline kir olsun elli üç lira
    Amma ki alamam

    Bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi
    Ben seni alamam ah Holofira
    Geç git hiç bakmadan eylenme emi
    Pusatları parlak bimbaş istesin
    Seni ulak elçi naib-i kral
    Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
    Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

    Ben seni alamam ah Holofira
    Baban kâfirine kılıç üşürsem
    Hem de gece bassam iti uykulu
    Şöyle “ya Allah”la bohçanı dürsem
    Amma ki alamam

    Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
    Koşumun gıcırdar ölmek dilerim
    Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
    Sen bir düş imişsin kuşluk çağında
    Soluma tükürdüm rabbim gafurdur
    Bilesin kavuşmak yoktur İslâmlıkta
    Kavuşan kısmısı ancak gâvurdur.

    Süleyman ÇOBANOĞLU
  • Meğer ne kadar erken okutmuş bize ortaokul öğretmenimiz bu kitabı. Hiçbir şey hatırlamamışım, nasıl hatırlayayım daha çocuktum ama bir yandan da okuttuğu bütün kitaplar için minnet duymuşum. Hepsi nasıl da bir bir karşıma çıkıyor bu yaşımda. Şeker Portakalı, Küçük Prens... Tek hatırladığım kitabın sonunda bayağı üzüldüğümdü. Belki de uzun zaman geçtiği için sadece bu aklımda kalmış. Yeniden okudum. Enfes.. Lezzetli bir yemek yemişsiniz gibi. Ruhum doydu. Yine hüzünlendim. Duygular her yaşta aynı mı oluyor acaba? Bazı kitapların hayatınızda ayrı yeri var. Çoluğunuza çocuğunuza yedi ceddinize okutmak istersiniz. Ha bu kitap da onlardan işte. Tadı damağımda kaldı. Velhasıl kelam okuyun, okutun aziz dostlarım.
  • Twitter kullanan sevgili dostlarım sizleri http://twitter.com/sivriikalemler hesabına beklerim.