Elbet benim de vardı,
Kendime ve yurduma dair umutlarım.
Belki bıraktığım yerden sürdürür;
Dostlarım, karım ve çocuklarım...
Çatladı yüreğim, çatladı sazım.
Demek ki böyleymiş yazım.
Sizlere armağan olsun
Sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım.
Fakat, dostlarım, ölüm yine de gelmesin; Yaşamak istiyorum, düşünmek ve acı çekmek için;
Ve biliyorum, tadılacak zevkler var daha Acıların, telaşların, kaygıların arasında
Biz uyurgezerler, annem, ben, Eyşan,
E., arkadaşlarım, dostlarim, fakültedeki hocalar, Moda esnafı, Istanbul esnafı, Türkiye esnafı, memurlar, isçiler, köylüler, gençler, çocuklar ve kadinlar, bilhassa genç kadınlar hiçbirimiz özgür degildik. Özgür oldugumuzu, özgürlükle aramizda bir duvar oldugunu, istedigimiz zaman bu duvari bir omuz atip yikabilecegimizi sanyorduk. Siddetle yanılıyorduk. Özgürlük çok tatlı bir yanılsama, insanın hayal etmekten vazgeçemedigi imkânsiz
bir fanteziydi.
“Kitaplar, manevi birer hazinedir. Eskiden bana önerilen kitapları bir kenara not eder, hafızamda tutmaya çalışırdım. Bugün liste öylesine uzun ki, artık kayıt tutmuyorum. Dostlarım bana öneride bulundukları zaman gülümsüyorum. Bu gülümse ağırlıklı olarak mutlu; zira her paylaşım kitaplarla, edebiyatla bağımızın güçlendiğini hissettiriyor. Gülümsememin buruk tarafı ise, zaman sorunu… Hangi yazara, hangi kitaba öncelik vermeli? Raflarda kitapları inceledikçe, gelecek adına söz vermekten başka yol yok gibi…”
(David Ojalvo)
‘Rivayete göre
boynuzlarında insan anıları yaşarmış
Kafamı şiire çarptım gitti hafızam
Ve önemli olan her şey
Dostlarım dudaklarım yürüyüşlerim hayatım’