Ama yazım yanlışlarını düzelttiğim yorumları silerseniz olmaz ki. Üzüyorsunuz beni.
Vah bize... biz gidi sefiller ...
Dostoyevski'nin Suç ve Ceza kitabın da insanlığın yüzüne tuttuğu en sert ayna şudur: İnsan, yalnızca aç kaldığında değil; görülmediğinde, yok sayıldığında da yavaş yavaş ölür. Yoksulluk ağır bir kıştır; bir lokma ekmek, uzanan bir el insanı yeniden hayata bağlayabilir. Ama sefalet bambaşka bir şeydir. Sefalet, insanın toplumun ortasında yaşarken bile görünmez hâle gelmesidir. Kimsenin sesini duymadığı, acısını fark etmediği bir yalnızlıktır. Çünkü yoksulun bedeni üşür, sefilin ise ruhu... İnsanlığın en acı çelişkilerinden biri de budur: Muhtaç olana merhamet gösterilir, fakat ihtiyaç derinleşip göz ardı edilemeyecek bir hâl aldığında aynı insan dışlanır. Sefil kişi artık bir birey değil, kalabalığın içinde fazlalık sayılan bir gölgeye dönüşür. Dostoyevski'nin yüzyıllar önce işaret ettiği bu yara hâlâ kapanmış değildir. Belki de bugün daha derindir. Çünkü artık görünmezliği sıradanlaştırdık; insanların sessiz çöküşlerine alıştık. Sefalet, yalnızca ekonomik bir çıkmaz değil, modern dünyanın birçok insanın üzerine yapıştırdığı ağır bir kimlik hâline geldi. Ve hâlâ kulaklarımızda yankılanan o acı söz: Vah bize... Vah biz gidi sefiller..
İnsan ve Hayat
Reklam
Thomas Lerooy'un düşüncenin ağırlığı heykeli
Dostoyevski şöyle diyor;size yemin ederim ki gereğinden fazla anlamak bir hastalıktır gerçek bir hastalık.
Sanat
Fyodor Dostoyevski der ki: "Bu dünyayı ne kadar çok anlarsan, kendini o kadar çok mahvedersin. İşte bu yüzden aptallar mutlu görünürken, zeki insanlar yalnızlığın koynunda yaşar." Zira dünyanın derinliklerine indikçe, insanı kör kılan o toz pembe illüzyonlar birer birer dökülür. Eskiden fark etmediğin gizli hamleleri, yüzlerdeki maskeleri ve o mideni bulandıran çelişkileri görmeye başlarsın. Ve ne yazık ki, anlamak her zaman en büyük hayal kırıklığını doğurur. Zamanla beklentilerin tükenir, içindeki o saf güven yerini keskin bir şüpheye bırakır ve çocuksu masumiyetin, gerçeğin çarkları arasında ezilerek yok olur. Aslında aptallar daha güzel bir hayat yaşadıkları için değil, zihinlerinde daha az soru işareti taşıdıkları için mutlu görünürler. Onlar, ruhu kemiren o amansız ve durmaksızın işleyen düşünme eyleminden muaftırlar; cehaletin o konforlu, uyuşturucu hafifliğiyle kutsanmışlardır. İşte bu yüzden zekanın seni götüreceği nihai durak, her zaman mutlak bir yalnızlıktır. Herkes yüzeydeki sığ sularla yetinip orada rahatça nefes alabilirken, sen o suyun altındaki karanlık girdapları ve çürümüşlüğü görüyorsan, artık kimseyle gerçekten bağ kuramazsın.
1000Kitap
"...Sizler ödlekliğinizi ölçülü davranış sayarak kendi kendinizi aldatıp avunuyorsunuz..." #YeraltındanNotlar * Dostoyevski
Sırf kalp kırmamak, kendime yakışanı yapmak için cevap veremediğim herkes kendini haklı zannetti…
Reklam
Reklam