Su hatırlar, unutan insandır...
Gökyüzünde nehirler var mı ? Bilmem ama bu kitaba tek bir duygu yüklemem gerekseydi, bence hüzün olurdu...
Kitap her kayıpları bir sır, her sırları bir yolculuk olan üç ana karakter çerçevesinde ilerliyor. Hikayenin başlangıcında zalim bir kral bir taşı suya atıyor ve o dalgalar yüzyıllar boyunca farklı kıyılara vurup farklı insanlara değiyor. Dalgalar zulmü mü büyütüyor yoksa zulüm insanın üstüne zaten giydiği bir elbise mi bilmiyorum ama artarak devam ediyor. Bu kadar zulmün içinde karakterler iç enkazlarından , gecmisin yükünden kaçıyor ve kendilerine ait parçayı bulmaya çalışıyor.Ne kadar farklı yönlere savrulursa savrulsunlar su onları tek bir hikayede bir araya getiriyor.
Bu dalga sadece karakterleri değil tarihin kendisini de içine alıyor.Yüzyıllar boyunca insanların yaşadığı ayrışma, göçler, zulümler, güçlü olanın zayıf olan üstündeki hakimiyeti ve doğaya sunulan onca acımasız müdahalenin de tasviri bu mitopoetik kitapta yeniden hayat buluyor. Karakterlerin diyaloglarındaki duygu geçişleri ve betimlemelerinin çok güçlü olması kitabı arkeolojik veya tarihsel araştırma olmaktan çıkartıp hayal gücü ile desteklenen bir roman haline getiriyor.
Olumsuz olarak kitapta ağırlıklı duygunun hüzün ve kayıplar üzerine dekore edilmesi bir süre sonra ruh halinize kaygı ve endişe verebilecek bir potansiyele sahip . Ayrıca 58 dile çevrilmiş ibaresiyle lansmanı yapılan bir kitapta Osmanlı devletine yönelik cümlelerin Olumsuz bir imaj çizecek kadar keskin ve sert dile getirilmesinden ve üstü kapalı saldırılarindan rahatsızlık duydum. Tüm güçlü yanlarına rağmen, bazı tarihsel göndermeler nedeniyle yazarla kişisel okur yazar bağımı zayıfladığı söylenebilir.