“Bir hayalin, uğrunda ölmeye değer olduğunu düşünüyorsun. Ben olmadığını söylüyorum. Ayakta ölmenin daha iyi olduğunu söylüyorsun. Ben dizlerimizin üzerinde yaşamanın daha iyi olduğunu söylüyorum.”
Duygusal açıdan acı verici bir olay yaşayıp kendimizi bunun bizim hatamız olduğuna inandırdığımızda, aslında durumun kontrolümüz altında olduğuna inanıyoruz demektir: Biz değişirsek acı da son bulacaktır.
Birisi ona eşitiymiş gibi hitap ettiği zaman öfkeden çilgina dönüyordu; bunun bir kusur olduğunu biliyordu, bir hükümdarın öfkesi her zaman kusur sayılırdı, öfkeli bir hükümdar hata yapan bir tanrıya benzerdi, anlıyordu.
Annem dayak istediğimi söylerdi ve belki de hakkı vardı, çünkü en azından beni döverken bana bakardı, sık sık beni görmediğini sansam da bir kum torbasına vursa da aynısı olurdu. Sonra, ağlamayışıma şaşırırdı. Ama ben daha hiç ağlayan bir kum torbası görmedim.