Kim olduğumu, ne yapabileceğimi ve nereye gidebileceğimi belirleyen, kendi vücudumun sınırları değil. Diğer herşeyin ve herkesin kenarları, bu olasılıkları şekillendiriyor.
Eğer inançlı bır şovalyenin nerede yaşadığını bilseydim yaya giderdim ona. Bırakmazdım onu. Böylece kendimi hayat boyu korunmuş hissederdim. İşte bu mucize benim aklımı başımdan alıyor." işte bu Kierkegaard, uğruna hayatını adayabileceği ve ölebileceği bir gerçeklik arayan.
Duyularımızı kullanmadan hangi doğrudan emin olabiliriz, sadece düşünerek hangi doğruyu bilebiliriz ki? İki şeyi: matematiksel doğruyu ve Tanrı'nın varlığını. (Beni alıp o kadar uzaklara götürüyor ki bu iki düşünce, hikayenin hiç başlamayacağından korkuyorum.)
Eğer bir deneyimi tarif edebilecek kelimelere sahip değilsek, o deneyim kaybolur ve bir başkası tarafından ulaşılmaz olur. Sadece benim gördüğüm ya da tecrübe ettiğim bir kırmızılıktan bahsediyorsam, söylediklerim anlamsızdır; hiç kimse tam olarak anlayamaz.