İnsana en çok dokunanlar açık, yani kırılmış mezarlardı. Hikayesini herkesin bildiği bu kutulara bakamıyor, gözlerimi kaçırıyordum. Bu mezarlar ailelere beş yıllığına iki bin beş yüz pesoya mal oluyordu. Onları satın alamıyor, sadece kiralayabiliyordunuz. Beş yıl sonra yeniden ödeme yapmazsanız mezarı elinizden alıyorlardı. Bazen aileler uzağa taşınmış oluyorlar ya da ödeme yapacak parayı bulamıyorlardı. Herhangi bir nedenden dolayı para ödenmediğinde ne oluyordu peki? Devreye balyoz giriyordu tabii, ne olacak? Mezarın kapağı kırılıyor ve içeride ne varsa dışarıya çıkarılıyordu.
Beklemek yavaş bir ölümdü. Gelmeyeceğini bildiğin birini beklemekse delilikti... Geri kalan her sey yolunda olsa bile, umutsuz bir bekleyiş uzadikça deliliğe sürüklenirdi zaten insan.