Kütüphane kedisi, Kör Baykuş'u inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Ne Kör Baykuşmuş be!!! İncelemeleri okudum, inanılmaz, arkadaşlar upuzun yazılar, övgüler dizmişler.Ama açıkcası ben beğenmedim.Ha evet yazarın anlatımı, kelimeleri kullanımı, karakterin ruh halini ifade ediş biçimi çok iyi. Ama kitaptan hiç tat almadım.Hikayecilik anlamında Türk edebiyatının güzide hikayecilerinin yanından bile geçmez.Bence Kör Baykuş ta gereksiz yere abartılan eserlerden biri. Emin olun kaybedeceğiniz birşey yok. Bizim Aziz Nesin, Sait Faik gibi hikayecilerimiz varken bu tarz ağır dram , aşırı metafor barındıran esrlerin kişiye birşey katacağını düşünmüyorum.
Bu tarz kitaplara kocaman anlamlar yükleyen, uzun methiyeler düzen arkadaşlara da bayılıyorum.Karakterlerinin hayal kırıklıklıkları artıkları içinde debelenişini, yenilmişliğin verdiği acının sürüklediği nefret ve tiksinti halini,hayata, gerçeğe tutunamamanın, yaşamın içinde bir kazanan kimliği oluşturamamanın verdiği aşağılık kompleksi sonrası kendi kabuğuna çekilen ve orada debelenişlerini bize edebiyat diye kaktıran yazarlar bazen gına getiriyor.Evet hayatın içinde yenilmişlik, acı, hayal kırıklığı vs vardır. Ancak ben karakterin bu acıya kendine bırakmasını değil başkaldırmasını isterim. Her neyse ben beğenmedim. Çok arabesk geldi.

Cansu KORKMAZ, Şeker Portakalı'ı inceledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri. Biraz üstüne düşünecek olursak çok derin anlamlar çıkartabiliriz. Ayrıca bu kitabı okurken çok ağladığımı hatırlıyorum yani dram sevenlere de bu kitabı tavsiye ederim

Black Garden, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

Birkaç gün evvel “Vanya Dayı”yı gördüm. Gördüm ve yaşlı bir kadın gibi ağladım. Aslında hiç de sinirli bir kişi değilim. Böyle olduğum halde eve geldiğim zaman sersemlemiş bir durumdaydım. Kafamın içi, bir düşünceler kaosuydu. Bütün bunlara sebep, sırf senin oyunun. Sana uzun bir mektup yazdım ve yırttım sonra. Bu oyunun, insan ruhunda neleri uyandırdığını açık ve yeterli bir şekilde anlatmaya imkân ve ihtimal yok. Ama oyuncuları seyrederken, kör bir testereyle doğranıyordum sanki. Doğrudan doğruya, insanın yüreğine geçiriyor dişlerini. Ve yürek inliyor, kıvranıyor, yırtılıp paralanıyor. Benim için korkunç bir şey bu. Senin “Vanya Dayı” dram sanatının yepyeni, eksiksiz bir kişisi. Halkın boş kafalarına indirdiğin bir çekiç bu! Her neyse. Bu halk vurdumduymazlığı ve budalalığı yüzünden yenilemez zaten. Seni tam olarak ne “Martı” oyununda ne de “Vanya Dayı”da anlamadılar. Başka oyunlar yazacak mısın? Fevkalade yapıyorsun bu işi. ...

Gorki’nin Mektupları, Maksim Gorki (1898 senesi Çehov'a yazılan mektuptan...)Gorki’nin Mektupları, Maksim Gorki (1898 senesi Çehov'a yazılan mektuptan...)
Yaren Bilici, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Dünyadaki gerçek konumumuzu korkusuzca algılamakta tam bir mutluluk, ve mit duvarları arkasına saklananların görebileceklerinden çok daha canlı bir dram vardır. Düşünce dünyasında, kendi fiziksel güçsüzlükleriyle yüzleşmeye hazır olanların açılabilecekleri "engin denizler" vardır. Bütün bunlardan daha önemli olarak da gün ışığını karartan, insanları kavgacı ve acımasız yapan Korku'nun zulmünden kurtuluş vardır.

Dünyadaki konumunu olduğu gibi görme yürekliliği göstermeyen hiç kimse bu korkudan kurtulamaz; kendisine, kendi küçüklüğünü görme olanağı vermeyen hiç kimse muktedir olduğu yüceliğe erişemez.

Sorgulayan Denemeler, Bertrand RussellSorgulayan Denemeler, Bertrand Russell
CEM AKDAG, Ve... Sonraki Hayattan Kırk Öykü'ü inceledi.
22 May 23:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Papini bir nörolog değildi ancak GOG'u okuyup hoşunuz gittiyse bu kitap da hoşunuza gidecek . Bir arkadaşın yazdığı gibi tüm bölümler saçma ama... imkansız değil . Buyrun sizin için bazı alıntılar;


ÖLÜM OLMASA

İnsanlar yavaş yavaş ölümün sona ermesinin, motivasyonun da ölümü anlamına geldiğini keşfetmeye başlarlar. Anlaşılan uzun yaşam kitlelerin afyonudur. İnsanlar daha sık uyurlar . Kimse fazla telaş etmez.
Bunun üzerine insanlar ölüm tarihleri için bir aralık belirlemeye başlar . bu yeni anlayış çerçevesinde arkadaşları onlara sürpriz partiler düzenlerler . Partiler tıpkı doğum günü partilerine benzer ama buradaki tek fark , arkadaşların gizlendikleri kanepenin arkasında çıkıp onları öldürmeleridir.

Doktorlar neden beyaz gömlek giyerler Kendi iyilikleri için değil , sizin iyiliğiniz için.

SİZ BİR ÇİPSİNİZ

Tıpkı bilgisayar çipi için ölümden sonra yaşam olmadığı gibi , bizim için de yoktur : ne de olsa biz de çiple aynı şeyiz . insanlar devasa ve görünmez bir yazılım programı işleten, birbirine ağlarla bağlanmış , küçük donanım birimleri; üç kozmik Programcının ürünüdür.

BEYİN KUTUSU TAŞIYICISI İNSAN

Yanınızdaki kişinin göz kapağı seğirirse , dikkatli olun. Normalde ikinizde bunun farkına varmasınız ama beyniniz bilinç altında farkına varır. Tespit edilen gizli seğirme, beyninizin gizli bölümlerinde bir dizi değişikliği tetikler : genler harekete geçer ,proteinler yeşerir, sinapslar yeniden düzenlenir. Tüm bunlar şuurunuzun hayli gerisinde gerçekleşir, siz yalnızca içinde ne olup bittiğini bilmediğiniz bir beyin kutusunun taşıyıcısısınızdır.


AŞK


Aşk beyninizin tasarımı sırasında belirlenmiş bir şey değildir . O artık yalnızca işletimsel döngüler den otlakçılık eden bir algoritmadır.

ÜRME

İnsanın eninde sonunda tükeneceğini bildiklerinden onu vakti geldiğinde kendi kendini yeniden üretebilmesine yarayacak bir kilit mekanizmasıyla donatmışlardı. Ancak ne anomali içeren algoritmayı ne de algoritmanın devrelerde kazara derin bir yalnızlık, bir eş ihtiyacı dram dolu bitmek bilmez destanlar ve icralar yaratacağını ön göremediler. Ortaya çıkan aşk yapma eylemi , sistemin boyutlarını muazzam ölçüde geliştirdi ve onu kısa sürede binlerce devreden, milyarlarca devreye yükseltti.

DÜNYANIN SONU

Bu yüzden farklı bir plan yapmış durumda. Dünyayı uykudayken sonlandıracak. Kuarkın tüm varlıkları , oldukları yerde kıvrılıp yatacaklar . Sabah vakti takım elbiseleriyle işe gidenler direksiyonları başında uykuya dalacaklar. Otoyollar , lokomotifler, metrolar hafifçe yavaşlayıp duracak. Ofis çalışanları yüksek binaların yerlerinde , koridorlarında tatlı tatlı kıvrılıp yatacaklar. Dünya başkentlerinin meydanları sessizliğe bürünecek . Böcekler kar taneleri gibi yere dökülürken ,çiftçiler buğday tarlarında uykuya dalacaklar. Atlar dört nala giderken duracak , ayakta uyuklamaya başlayacak. Ağaçlardaki kara jaguarlar , dalların üstünde çenelerini pençelerine yaslayıp gözlerini yumacaklar. İşte dünya böyle sona erecek :patlamayla değil esnemeyle.

Güler K., bir alıntı ekledi.
22 May 14:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kendimi komedi-dram oyununun başrolünde hissettim; bana gülen seyirci, bir yandan da için için hâlime üzülüyordu.

Ölü Zaman Hikayesi, Tekin Budakoğlu (Sayfa 16)Ölü Zaman Hikayesi, Tekin Budakoğlu (Sayfa 16)
Brunello, bir alıntı ekledi.
 22 May 00:32 · Kitabı okuyor

Yalnızlığa karşı geliştirdiği savunmalar güçlü ve derindi. Yalnızlığı isteyerek seçmişti, diğer insanlar onun arkadaşlığına değmezdi, Dahilerin hayatı ‘tek kişilik bir dram’ olmalıydı ve bir dahinin kişisel hayatı tek bir amaca hizmet etmeliydi: entellektüel hayatı kolaylaştırma (bundan dolayı kişisel hayat ne kadar küçükse o kadar güvendeydi, bu yüzden de daha iyiydi.) Schopenhauer

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 361 - undefined)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 361 - undefined)
Lina Halimova, Ay Işığı Sokağı'ı inceledi.
 21 May 21:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Her biri trajik bir sonla biten 5 öykü ... Her öykünün sonuna geldiğinde bir diğer öyküye geçmeden önce bakış açısını sorgulayan ben . Her öyküde ayrı bir dram , ayrı bir gerilim .
Okuyacağınız zaman bence kesinlikle ruh halinizi göz önünde bulundurunuz.Sanırım yazar da kitabı yazarken çalkantılı bir ruh dönemindeymiş ben gibi
Bir “Satranç” değildi tabiki ama okunması gereken klasiklerin arasında olması gerektiğini düşünüyorum .

Kitaptan çıkardığım alıntı ve ders ;

“ Bize tek nefes bile geri verilmeyecek .Bu saatleri sevgi dolu geçirin, tadını çıkarın”

Burcu Bergen, Yaşamak'ı inceledi.
 21 May 09:04 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Adı "yaşamak" olup da bu kadar ölüm barındıran bir kitap nasıl da şaşırtıyor insanı. Çin'de köy köy dolaşarak geleneksel halk türkülerini öğrenmeye çalışan, insanların hikayelerini dinleyen anlatıcı bir köyde öküzü ile tarla süren yaşlı bir adamla karşılaşır. Adam Fugui'dir ve hikayesini anlatmayı pek sevmektedir. Bizler Fugui'nin öyküsünü dinleriz kitap boyu. Varlıklı bir ailede doğan Fugui, tek çocuk olarak zevk-i sefa içinde büyürken sorumsuz, savruk, terbiyesiz bir genç adama dönüştüğünde ellerinde olan tüm ata toprağını kumarda kaybeder. Efendi Fugui olur bize fakir bir adam. İşte o zaman Çin'in sefaletine dalarız biz de. Fugui'yi sonraki yaşamında yaşadıkları olgunlaştırır zamanla. Bir gün evden doktor çağırmak için çıkar ve zorla askere alınarak milislerle savaşmak için çok uzaklara götürülür. Yıllarca geri dönemez. Döndüğünde ise karısı ve çocuklarını ser sefil bulur. Yılmaz, yine sarılır hayata, bir çıkış arar... Bu arada Çin'de değişimler başlar... Komünler kurulur. Zenginler cezalandırılır. Halkın olan tüm mal devletin ortak malı olur. Devlete çalışır tüm ülke. Sonra herkes Mao'nun askeri olur; Fugui ve ailesi ise yaşam savaşı verirler. Sonunda 3 nesli birden toprağa gömen Fugui; elinde son kalan ailesi, öküzü Fugui ile dertleşe dertleşe umutla yaşamaya çalışır.

Okuduğum en en temiz yazılmış kitaptı diyebilirim. Ne sizi yoran betimlemeler, ne kanırtarak ağlatacak kadar dram var. Dozunda verilmiş, zamanla sizi güldürecek kadar komik olmaya başlayan kayıplarla Fugui okunmayı hakeden bir hayat yaşamış bence.

Kitap hakkında detay isteyenler için;

http://www.filmlervekitaplar.com/...-icin-bir-yorum.html

gökçe c., Mahalle Kahvesi'ni inceledi.
20 May 12:22 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

“Ölüye ağlayamayan insanların huzursuzluğu içindeyim. Gülenlere kızıyorum. Halbuki ben yaşamayı severim, delicesine! Öyle şeyler bana vız gelir ki günler boyunca. Düşmanlıklar, iftiralar, yalanlar, ekmek parama göz dikenler, gidip sevgilime beni yerenler, hepsini hepsini sevdiğim günler, saatler vardır. Bütün kinim yirmi dört saat sonra eski zaman havuzları gibi sakindir. Ama bugün yemişlere, çiçeklere bile düşmanım. Karanfil satan adam gülüyor. Ötede simitçi gülüyor. Benden başka hepsi mesut. Topunuzun Allah belasını versin!” (Sayfa 78-İzmir’e)

Sait Faik’in hikayelerindeki karakterler, durumlar, akıldan geçip dile gelmeyenler, gözlemler okuyanı o kadar içine çekiyor ki. Evet kendisi zaten bir gözlem adamı, tahlil kalemi. Kendine özgü anlatımıyla birey için yazarak, toplumu izlettiriyor. Çok uzun yıllardır okumuyordum kendisini. En son nerede kaldık derseniz, okul yılları diyeceğim. Etkinlikler böyle güzel yazarları, kitapları okumak hatırlamak için hoş bir vesile oluyor. Yasemin A. hanıma ve İbrahim (Sisifos) beye çok teşekkürler.

22 tane birbirinden çarpıcı hikayelerin olduğu “Mahalle Kahvesi” sade bir dille yazılmış, halktan her an her yerde rastlayabileceğiniz yurdum insanlarının olduğu, kulak kabartıp dinlediğinizde günlük olağan konuşmalarına, dertlerine, hüzünlerine, tebessümlerine, umutsuzluklarına tanık olursunuz. Sait Faik’in değindiği yaşamlar, kahramanları sıradan, çok ilgi çekmeyecek gibidir. Okurken hikaye nerede başladı, nerede bitti hissini de yaşarsınız biraz. “Uyuz Hastalığı Arkasından Hayal” hikayesinde sinema önünde gördüğü hastalıklı bir garibanı konu etmiştir. “Plajdaki Ayna” da, yine toplumun dram yükünü sırtlanmış temizlikçi bir kadını anlatır. “Kınalıada’da Bir Ev” de hoşlandığı kızın, yaşam şartlarının asgariliğini hayal kurarak gözümüzde canlandırır.

Ben hikayelerde dolanırken, anlatılan olayları da gördüm, kişilerin yüzlerine de baktım. O sandalyede oturdum, o çayı içtim, denizi seyrettim, baharın kokusunu ciğerlerime doldurdum, martının uçuşunu izledim. Onların yakınındaymışım gibi bir hisle okudum, görselleştirdim. En beğendiğim hikayeler “Doktor oldu ama adam olmadı” diye oğullarını anlattığı Müvezziin’in (gazete dağıtıcısı), Kör Mustafa’nın içe dokunan Karanfiller ve Domates Suyu’nu, Kız kardeşinin kötü yola sürüklenmesine neden olan gencin mahalleye dönüşünü anlatan ve kitaba ismine veren Mahalle Kahvesi, Bilmem Neden Böyle Yapıyorum, Gramofon ve Yazı Makinesi, İzmir’e, Bir İlkbahar Hikayesi, Söylendim Durdum, Ermeni Balıkçı ile Topal Martı oldu.

Sait Faik’le tekrar buluşmak, Onu hatırlamak güzeldi. İnsanı saran hikayeler okumak, bulmak gerçekten zor biraz. Böyle önemli kalemleri aradan geçen zaman ne kadar olursa olsun yad etmeli diye düşünüyorum. Ve Onun en çok sevdiğim şu cümleleriyle yazıyı bitiriyorum;

“Hikayelerimi beğenmezler üzülürüm. Beğenirler kızarım. Kendim beğenirim, budalalaşırım.”

İyi ki yazmışsın üstad. Beğenip beğenmediğime gelince bunu bir kere daha düşünmem lazım :)

Herkese Sait Faik’li okumalar dilerim.