• Kaderinin şoförü sensin.
    Emin ol.
    Onu dram istikametinde sürme. Biraz gül, yahu!

    Değmez vallahi bu dünya.
  • "Kaderinin şoförü sensin. Emin ol. Onu dram istikametinde sürme. Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya."
    Peyami Safa
    Sayfa 26 - Alkım Yayınevi - 17. Basım
  • Son olarak da Kino'nun sırtındaki battaniyenin yaşını ve elbiselerinin kaç kez yıkanmış olabileceğini hesaba katınca onların yoksul insanlar olduklarına karar verdiler. Nasıl bir dram yaşanacağını görmek için kendileri de kafilenin peşine takıldılar.
  • DİKKAT! BU İNCELEME TEHLİKELİ OYUNLAR İÇERİR.

    "Bütün dünya bir sahnedir.
    Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu; girerler, çıkarlar.
    Bir kişi birçok rolü birden oynar."
    Shakespeare

    Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci kitabı ve ben yazarı çok beğendim. Kullandığı dili, ustalık isteyen mizahı ve zeka dolu ironisine hayran kaldım. Artık ben de üstada diğer hayranları gibi 'Oğuzcuğum Atay' diyebilirim.

    Kitap kurmaca romanlardan farklı olarak üst kurmaca türü olarak yazılmış.Birçok yerde bilinç akışı tekniği kullanılmış. Belli bir olay örgüsü yok. Okurken bir paragrafı kaçırırsanız devamında anlatıcının ( yazar ya da karakter) kim olduğunu anlamayabilirsiniz. O yüzden kesinlikle kolay bir kitap değil. Emek verilerek okunması gereken kitaplardan.

    Kitabımızın baş karakteri Hikmet Benol. Hikmet'in hiç yaşanılmayan bir çocukluğu, ailesine kabul ettiremediği bir gençliği ve sona ermiş mutsuz bir evliliği var. Kısacası hayata tutunamamış, hayat karşısında hayal kırıklığına uğramış bir karakter.
    İnsan kurduğu hayallerde mutlu olur. Hayallerimizi istediğimiz gibi yönlendirebiliriz. Ama hayallerinde bile başarısızlığa uğramış bir karakter var kitapta.
    " Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerine bile hükmedemez mi? "(sayfa 139)
    "Hayallerimde bile yenik düşüyorum." (sayfa 294)

    Yaşamaktan yorulan, sıkılan ve mağlup olan bir karakter var karşımızda.
    " Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum yoruldum." ( sayfa 339)
    "Mış gibi yapmaktan usandım albayım." (sayfa 364)

    Küçük burjuva Hikmet yaşadığı hayattan sıkılıp, üç katlı bir gecekonduya yerleşir. Üst katında o meşhur albay Hüsamettin Tambay vardır. Alt katında ise dul bir kadın oturur. Hikmet'in yaşadığını anlayabilmesi için oyunlar üretmesi gerekir.
    Kitapta ayrıca önemli iki karakter daha var. Boşandığı karısı Sevgi ve büyük aşkı Bilge.Kitap baştan sona ironilerle dolu.Öyleki karakter isimlerinde bile ironi var. Eski eşi Sevgi, sevgisizdir. Büyük aşkı Bilge de bilgisizdir. Kendisi de kişilik bölünmesine uğramıştır. Üç dört tane Hikmet çıkar karşımıza. Soyadındaki 'Benol' ironisi de oradan gelmektedir. Bakalım Hikmet kurguladığı bu tehlikeli oyunda benliğini bulabilecek mi?

    Kitaptaki Bilge karakteri birçok kişiye göre Atay'ın gerçek aşkı Sevin Seydi'dir. Zaten Atay bu kitabı Sevin Seydi kendisinden ayrıldıktan sonra yazmış. Oğuz Atay'ın hayatını biraz olsun biliyorsanız kitaptaki Hikmet'in kendisi olduğunu anlıyorsunuz. Hikmet'in Bilge'ye ya da Atay'ın Sevin Seydi'ye olan aşkı kesinlikle okunmaya değer.

    Cem Yılmaz bir söyleşisinde, "Etkilendiğiniz ve beslendiğiniz bir mizahçı var mı?" sorusuna " Belli aralıklarla Oğuz Atay okuyorum ve memleketimden böyle birisi geçtiği için heyecanlanıyorum." cevabını vermiş. Gerçekten de Atay beni de heyecanlandıran yazarlardan birisi oldu.Diğer kitaplarını da okumayı büyük bir heyecanla bekliyorum.

    Tehlikeli Oyunlar yazarın Tutunamayanlar'dan sonra yazdığı ikinci kitabı. İlk kitabı ummuduğu ilgiyi görmemiş. Onu da bu kitabında ironik bir dille eleştirmiş.
    "Beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım." ( sayfa 282)

    Kendi tabiriyle Türk Edebiyatının mutfağından geçmeden doğrudan salonuna giriş yapmış bir yazar. Bence de salonda başköşeye oturmuş. Dram, mizah ve ironiyle harmanlanmış bu güzel kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.


    Oğuz Atay'ın karizmatik sesinden kitaplarını anlattığı 3 dakikalık ses kaydı. Dinlemenizi tavsiye ederim.
    https://youtu.be/-vRXu-sWkJM


    Son olarak sevip de karşılık bulamayanlara gelsin bu alıntı :)
    "Beni sevseydi, onun çok yararına olurdu." ( sayfa 412)
  • Bu kitabı beğensem de serinin gereksiz yere uzatıldığını düşünüyorum. Bana kalırsa ikinci kitap yerine seri bu kitapla devam edip son bulsaydı çok güzel olurdu. İkinci kitaptaki verilmek istenen mesaj bu kitapta da verilebilirdi ve okuyucu gereksiz detayların içine girmeden olayları sonuca bağlayabilirdi. Yine de macera, aşk ve dram seven okuyucular mutlaka okusun. Yazının devamı spoiler içerir :)

    Böyle bitemez. En azından benim aklımdaki final böyle değildi. Kötülerden intikam alınacak ve her şey sona erdiğinde Evan, Cassie, Zombi, Hileci, Sam birlikte mutlu bir şekilde hayatlarına devam edecekti. Ama hiç beklediğim gibi olmadı. Cassie'yi çok sevemesem de insanlık için, intikam için kendini feda etmesine çok ama çok üzüldüm. Her şeyin sona ermesi için ölmesi gereken kişinin hep Hileci olması gerektiğini düşünmüştüm. Sevmediğim bir karakter olduğu için ölse bile mutlu son olacaktı benim için ama hiç de öyle olmadı. Aslında son sayfalara gelmeden Evan öldü diye Cassie'nin kendisini feda etmesine üzülmemiştim. Zaten sevdiği insanı kaybetmenin acısıyla devam etmesi Cassie için oldukça zor olurdu ve yine mutlu bir son olmazdı. Ama kitabın sonunda Evan'ın yaşadığını öğrendiğimde Cassie'nin ölmesine gerçekten çok üzüldüm. Yaşamalıydı. Evan'ın yanında olmalıydı. Tüm olaylardan sonra mutlu olmalıydılar. Yazara o kadar çok kızgınım ki anlatamam. En çok da kendi dünyasında Evan'ı mutsuzluğa hapsettiği için kızgınım. O'nu yalnız bıraktığı için kızgınım. Cassie'yi öldürdüğü için kızgınım..

    Evet biliyorum tüm olaylar çözüldü ama yazar seriye bir kitap daha ekleyip ve o kitapta da Cassie'yi geri getirip, yeniden Evan'la karşılaştırıp, kötülerin olmadığı bir dünyada sonsuza dek mutlu bir hayat yaşatabilir mi? Lütfen olsun böyle bir şey :)

    Madem Cassie öldü ve kavuşmaları artık mümkün değil neden Evan'ı harikalar diyarına sokup tüm anılarını geri getirdiniz ki?
    Bunu yaptıkları için Zombi ve Hileci'ye de kızgınım :/

    Neyse bir seri de bu şekilde son bulmuş oldu ve aklımda bir çok soru işareti bıraktı. Hayatta kalanlar neredeyse her şeyin son bulduğu, herkesin öldüğü, yaşamsal kaynakların oldukça sınırlı olduğu, tıbbi desteğin hiç olmadığı bir dünyada yaşamlarına nasıl devam edecekler? Geriye kalan bir kaç insana da nasıl güvenebilirler ki? Bilmiyorum yazar her ne kadar kitabın sonunda zaman atlaması yapsa da bana göre bu sorular cevapsız kaldı..
  • Turgut Özakman'ın Şu Çılgın Türkler'den sonra bu dünyaya bıraktığı en güzel şey Korkma İnsancık Korkma romanıdır.

    İlk basımı 1993 yılında gerçekleşen roman, Osmanlı'nın son dönemi ile Cumhuriyetin ilk yıllarında geçmekte.

    Genç bir Türk çocuğunun 6 yaşından 16 yaşına dek dul bir Yunan kadına (22) aşık oluşunu konu alır.

    Önceleri roman kahramanımızın anne özlemini gideren Tiya Eleni (Eleni Teyze), zamanla çocuğun tutkuyla bağlandığı bir aşka dönüşür.

    Romanın her satırından, her sözcüğünden Turgut Özakman üslûbunun inceliği damlar. Soy Türkçe, iyi kurgu, gerçekçi karakterler ve dram...

    İşte altını özenle çizdiğim birkaç cümle:

    "Belki de annemin sesiydi bu! Daha iyi duymak için kulağımı yüreğime dayamak istiyorum..."

    "Kulhüvallahi ahad şimdi Cennet'in koynunda olsaydım Allahulüssamed hemen Pamuk'la Kartopu'nu çıkarır lemyelid ben de velemyüled..."

    "Aşkın tadından ve acısından habersiz insanlar, ne kadar yavan oluyorlar!"

    "Yatağı topladığı için vücudunun izi bile kalmamıştı geride..."

    "Ah duygusuzlar! Ham ervahlar! Aşktan habersiz eşşoğlu eşşekler!"

    "Daha öperken yeni bir öpüşe acıkıyordum..."
  • Stephen King'i sadace izlediğim filmlerinden tanırdım. Arkadaşlar ile özellikle Stephen King'in filmlerini arardık. Çünkü o zamanlar internette film siteleri yok nerdeee ancak kiralıyorduk cd'sini. Rose Red Konağı mesele ne filmdi ama neyse...

    Neden filmlerden bahsettim ki çünkü ben kitap falan okumazdım, yüzüne bile bakmazdım. Kitaplar bana çok uzaktaydı. Tek tük sayılı kitap okumuşumdur. Bir gün Hayvan Mezarlığı gözüme çarptı ve Stephen King'in adını görünce hemen aldım.

    Sonradan kendi kendime söylenmeye başladım, bir kitap beni ne kadar etkileyebilir? Ne yani ne yapabilir bana diyerek okumaya başladım. Yazarı King olunca heyecanla okuyorum, hikayesi beni içine çekti ve kendimi kitapta buldum. Kitabı bitirdiğimde ilk işim piyasada ne kadar King kitabı varsa hepsini sipariş verdim ve hepsini aldım. Bundan sonra kitap okuyacağım dedim, King benim içimdeki okuyan insanı ortaya çıkardı. King'in yeri bende çok ayrı. Sebebi hem onu önceden sevmem hem de kitapları sevdirmesi.

    Kitaba gelirsek konusu bence çok ilgi çekici ve hikayesi,kurgusu çok başarılı. Gerilim de var dram da var. Churc adlı kedi olsun, Rachel'in kardeşi olsun hepsi çok ilgi çekiciydi. Kitapta gerildigim yerler de oldu. Mesela Rachel'in ablasını anlatırken çok etkilendim. Sonra Louis'in yaşadığı olaylar, gördüğü kabuslar etkilendiğim yerlerdi. Oğlu Gage tam dramdı, gözümden yaş geldi ister istemez. Gerilim okurken ağladığımı fark ettim. Oğlunun olayı ve ilk olayı spoiler vermeyeceğim o baya sarstı beni. Komşuları Jud ve diğerleri hepsi kendi hikayeleriyle kitabın içinde.

    Özetle okumalısınız, ben bu kitabıyla tanıştım ve halim ortada.

    Kitaba puanım 9 puan ama 10 puanı hak ediyor ve 10 veriyorum.
    Bir insana kitapları sevdiren bir kitap için, kaç puan verirsem vereyim az kalır.

    Iyi ki varsın Stephen King
    Mutlu yıllar King...