İlk kitapta yaptığım o uzun değerlendirmenin bir benzerini yapacaktım ama korkmayın, yapmayacağım.
Öncelik öncesi, çok önemli bir şey belirtmem gerekiyor. Ben Alfa’nın yerinde olsaydım yan başlıkları farklı belirlerdim. Bakın ben söylemiyorum, asıl yayınevinin tercihine göre karakterin ‘‘Suikastçı’’ olarak tanıtılması, yani ana temanın bir suikast olarak gösterilmesi yayınevinin güçlü bir reklam taktiğinden kaynaklanıyor. Robin Hobb ismi kendisinin belirlemediğini vaktinde açıklamış. Yeni okuyacak arkadaşlar için dikkat edilmesi gereken en büyük husus bu. Ben bunu bilerek seriye başlamıştım ve gayet keyif alıyorum. Belki keyif almayan insanlar bu algıya aldandığı için kitabı beğenmiyor.
İlk kitaptakiyle ikinci kitap arasındaki dil konusunda gözle görülür bir fark var. Yazarın ikinci kitaptaki dili o kadar oturaklı ki, ilk kitabı onun gibi bir yazar için başarısız bulduğumu belirteyim. Eğer çevirisinde bir sorun yok ise yazar sadece bir yıl içerisinde kendisini iyi eğitmiş.
Serinin en güçlü yönlerinden ikisi olan gerçekçiliği ve biyografik akışı hala iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Olay örgüsü ağır akan romanı akıcı kılmak bir yazar başarısıdır. Daha önce de söylediğim gibi: Fitz’in insan gibi hissettirmesi serinin en güçlü yönü.
Yer yer gözlerimi doldurdu. Hatırladığım kadarıyla bunu bana yapabilen tek roman olabilir. Bence ikinci kitap, ilk kitapta gördüğümüz dramayı bir toz tabakasını süpürürcesine bir köşeye itelemiş. Serinin ikinci kitabı gerçekten hüzünlü, sert ve acımasız. Çokça kez Fitz’in hür düşünce ve davranışlarına şahit oluyoruz. Olgunlaştı. Artık bir birey gibi davranıyor; ergenliğin getirdiği, o kanı kaynatan çılgınlığı dizginlemeye çalışan, aklını kullanmak için çaba gösteren birisi.
Şöyle de bir şey belirtmek isterim: Seri Asoiaf sertliğinde