Son zamanlarda okuduğum en iyi roman diyerek girişi yapabilirim
.
.
Zaman ve mekan belirtilmemiş olsa da yazar Agota Kristof’un geçmişine bakarsak olayların İkinci Dünya Savaşı’nda Macaristan’da geçtiğini söyleyebiliriz. @yapikrediyayinlari üç farklı kitap olan Büyük Defter, Kanıt ve Üçüncü Yalan’ı tek kitapta toplayarak çok güzel bir devamlılık sağlamış. Olaylar bir biri ile bağlantı şekilde devam ediyor.
.
.
Okuduklarınızdan biraz fazlaca sarsılabileceğinizi şimdiden söylemeliyim. Çünkü savaş zamanı yaşanabilecek her şey acı, işkence, istismar, sefalet, göçmenlik, açlık, umut, sevgi , mücadele vb bir çok olay kitapta yer etmiş
.
.
Anneannelerine bırakılan ikiz kardeşler Lucas ve Claus, sayfalar ilerledikçe sizi çok enteresan bir kurguyla karşı karşıya bırakacak ama son kitap Üçünü Yalan her anlamda sizi sarsacak çünkü düğüm işte orda çözülüyor.
Doksanlı yıllar…
İşlemediği bir suç nedeniyle yıllarca boş yere hapis yatan Fuat ile sevmediği bir adamla evlendirilen Ülfet’in, yani hayatları çalınan bu iki insan adına aşk dediğimiz o anı henüz yakalamışken bir anda acil servisin orta yerinde yapayalnız, bir sedyenin üzerinde
‘ Alıcı kuşlar gibi, başımın önünde durmayın
Kolkola verip yalnızlığı, vurmayın yüzüme yüzüme kar taneleri … ‘ şarkısını söylerler.
.
.
İşler bu noktaya nasıl mı geldi ?
.
.
Milas’dan ( Muğla ) Ankara’ya, Ankara’dan İstanbul’a ,İstanbul,dan İzmir’e uzanan , hep dönen bir roman. Sanki içinde onlarca öykü, bir o kadar da karakter var. Ama hepsi bir noktada buluşacaklar…
.
.
Roman da, aşk da , hayat da avuçlarımızın arasında eriyen buzdan bir top değil mi zaten ?
.
.
Buyrun, keyifli okumalar…
Sevgili Javier Marias, sen bu dünyada saatlerce sohbet etmek için can attığım en büyük yazarsın. 2022 yılında 70 yaşında seni kaybettiğimiz ana dek pek çok eleştirmen ve okurun gözünde ( ki ben de böyle düşünüyorum ) yaşayan en büyük Avrupalı yazardın. İspanyolca öğrenebilmek ve seninle bu dilde sohbet edip El Pais’deki yazılarını okumak benim edebi hayallerimden biriydi. Şimdilik elimizde büyük ve sarsıcı romanların kaldı.
.
.
Javier Marias’ı kısaca nasıl anlatabiliriz dersek, o anlamanın ve anlatmanın imkansızlığını anlatmaya çalışman bir yazardı. Her kitabında başka bir kurgu var. Ama okurları bilir ki değişmez rutinleri de vardır. Her romanının ismi bir Shakespeare repliğinden gelir tıpkı bu romanında olduğu gibi( Ellerim senin renginde ; ama bu kadar BEYAZ KALP taşımaktan utanıyorum ). Bütün romanları vurucu bir cümle ya da paragrafla başlar genellikle ana karakter çevirmendir ( mesleği bu olduğu için ).
.
.
Gelelim Beyaz Kalp romanına. Roman banyoda kalbine dayadığı silahla intihar eden bir kadın ile başlıyor. Sonrasında ana hikaye ile devam ediyor . Anlatıcımız Juan bir çevirmendir ve yine çevirmen olan Luisayla evlenir. Juan evlendiği günden beri hatta balayından bu yana evlilik ile ilgili sorguladıları vardır ve bu arada da ailesinin geçmişi ile ilgili yıllardan beri saklı kalan bazı sırları öğrenir. Ve tabi finalde banyodaki intihar aydınlanır.
.
.
Romanın kurgusundan daha çok size sordurttuğu sorular çok önemli. Yıllar önce yaşanmış bir olay herkesin mutluluğu için gizli kalmaya devam mı etmeli? Hayatınızdaki kişi hakkında( dost, eş , sevgili, anne, baba ) geçmişte yaşanan her şeyi bilmeli misiniz? Anlatılmadan kalan, saklanan bu olaylar yaşanmamış kabul edilebilir mi ? Yani kimse bir trajedi hakkında konuşmamışsa susmuşsa bu olay olmamış sayabilir miyiz?
Beyaz KalpJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 2016971 okunma