Bir medeniyet her şeyden önce özünde kurulur. Medeniyet insan için her şeyden önce belli bir sıcaklığa duyulan kör bir arzudur. İnsan daha sonra, hata yapa yapa, ateşe giden yolu bulacaktır.
Sorunlar tutarsız, çözümler çelişkili. Dünün gerçeği ölmüş, yarınınkinin hala inşa edilmesi gerek. Ufukta hiçbir geçerli sentez görünmüyor ve her birimiz gerçeğin sadece bir parçasını elimizde tutuyoruz. ... Ve işte yöntem konusunda bölünmekten, aynı amaca ulaşmak için can attığımızı gözden kaçırma tehlikesiyle karşı karşıyayız.
İnsan kendini nasıl yeniden inşa edebilir? İnsan kendi içinde hatıralardan oluşan o arapsaçını nasıl tekrar oluşturabilir? O hayalet gemi, tıpkı araftakiler gibi, doğmayı bekleyen ruhlarla doluydu. Gerçek gibi görünenler sadece -hatta o kadar gerçeklerdi ki, insan onları parmağıyla dürtmek istiyordu- gemiyle bütünleşmiş ve gerçek işlevleri sayesinde yücelmiş olanlardı. Tepsileri taşıyanlar, bakırları ovup parlatanlar, ayakkabıları cilalayanlar ve belli belirsiz küçümsemesinin nedeni kesinlikle göçmenlerin fakirliği değildi. Göçmenlerde eksik olan para değil yoğunluktu. Artık falanca evle, falanca dostla, falanca meslekle anılan insanlar değillerdi. Hala o rolü oynuyorlardı, fakat bu artık doğru değildi. Kimsenin onlara ihtiyacı yoktu, kimse onlara başvurmaya hazırlanmıyordu. Sizi altüst eden, gecenin bir yarısı yataktan kaldıran, istasyona koşmaya zorlayan o telgraf ne kadar mucizevi bir şeydir: "Koş! Sana ihtiyacım var!" Kendimize hemen bize yardım eden dostlar buluruz. Bizden yardım isteyenleri yavaş yavaş hak ederiz. Şüphesiz benim hortlaklarımdan kimse nefret etmiyordu, kimse onları kıskanmıyor, kimse onları rahatsız etmiyordu. Fakat kimse onları dünyada değeri olan yegane sevgiyle sevmiyordu. Kendi kendime şöyle diyordum: Karaya ulaştıkları an hoş geldin kokteyllerine, teselli yemeklerine davet edilecekler. Fakat kim kapılarını sarsıp da içeri alınmayı talep edecek: "Aç! Benim!" Talep etmeden önce bir çocuğu uzun süre emzirmek gerekir. Dostluktan doğan hakkını talep etmeden önce bir dostu uzun uzun işlemek gerekir. Harap olmuş eski bir şatoyu tamir etmek, onu sevmeyi öğrenmek için, nesiller boyu harap olmuş olmak gerekir.