Link paylaşımı
Link Paylaşımı academia.edu/resource/work/1... tek1bilinc.blogspot.com/2026/02/zerone-... Bu Makale Neden Okunmalıdır? (Türkçe) Bu makale, dinî ve felsefî düşüncede yerleşik hâle gelmiş dualist kabullerin ontolojik değil, epistemolojik olduğunu göstererek, varlık anlayışını kökten yeniden düşünmeye davet eder. Korku ve karşıtlık temelli dilden, idrak ve hizalanma temelli bir vahdet perspektifine geçiş önerdiği; günah, ceza ve kurtuluş gibi kavramları temsil değil varoluş düzleminde yeniden konumlandırdığı için okunmalıdır. EMANET NOTU (Türkçe) Bu metin, hakikati temsil etmek için değil, ona temas etmeye niyetli olana emanet edilmiştir. Okuyucudan beklenen, anlam üretmek ya da hüküm vermek değil; durmak, dinlemek ve idrakin sınırlarını fark etmektir. Bu çalışma savunulmak için değil, yerine bırakılmak için yazılmıştır. Why Should This Article Be Read? (English) This article invites a fundamental rethinking of dualistic assumptions in religious and philosophical thought by demonstrating that such structures are epistemological rather than ontological. It should be read for its proposal of a shift from fear-based, oppositional language toward an awareness- and alignment-based perspective of unity, and for its reconfiguration of concepts such as sin, punishment, and salvation at the level of existence rather than representation. NOTE OF TRUST (English) This text does not seek to represent truth; it is entrusted to those willing to encounter it. The reader is not invited to produce meaning or judgment, but to pause, listen, and recognize the limits of apprehension. This work was not written to be defended, but to be left in its place.
Cumhuriyet Kazanımları Cumhuriyet zihniyeti uygarlığa düalist kafayla erişilemeyeceğini kabul etmiştir. Bir diğer temel kabul ise gelişme ve uygar dünyaya tam anlamıyla katılmak için " bütünsel"; "topyekun/toptan" kalkınma felsefesini benimseme ve uygulamanın zorunluluğunu kavramalarıdır. Türkiye bugün Ortadoğu coğrafyasında ayrıcalıklı bir mevkide bulunuyorsa, 1923'te bu anlayış ve yöntemle dökülen betonun sağlamlığı sayesindedir. Beton o kadar esaslı dökülmüştür ki, ileriki yıllarda üstüne çatılan birçok çürük malzemeli konstrüksiyonu bile taşımaya devam etmektedir.
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ahlaki biliş vs Ahlaki davranış
​"Bir insanın ahlaki karakteri, ne bildiğiyle değil, ne yapmayı seçtiğiyle belirlenir." ​İnsan doğası iyiliğe mi yoksa kötülüğe mi eğilimlidir? Bu soruyu merkeze alarak bir tartışma yürütmenin güdük kalacağını düşünüyorum, çünkü temelde sorunun kendisinin tartışmayı çektiği dar dualist zeminin; insan, doğa, iyilik ve kötülük gibi fikri manada kuşatılması çok zor kavramları/olguları anlamlandırmak için yetersiz kalacağı bilincindeyim. ​Karakter dediğimiz karmaşık yapının inşasında belki milyonlarca parametrenin etkisi vardır. Aile, sosyoekonomik, etnik durum, rastlantısal bir durum veya kişinin etkisi / kişinin yaşadığı zamanın, kültürün ne olduğu gibi çok fazla çeşitlendirilebilecek dışsal etkilerin yanında; mizaç, nefs, öz, ruh gibi içsel etkilerin birlikte şekillendirdiği çok katmanlı karmaşık bir yapıyı çerçevesi dar bir soru içinde değerlendirmek indirgemeci ve kolaya kaçan bir tutum gibi hissettiriyor. ​Gelişim psikolojisinin konuyu değerlendirme şeklinin yöntemsel açıdan da sorunlu olduğu fikrindeyim. Mevcut yöntemlerin yapısı gereği psikoloji gözlemlenebilir davranışı odağına alıyor. Örneğin Kohlberg'in kuramı "insan doğası ve ahlakını" daha çok ahlaki biliş üzerinden ele alıyor. Bireyin bir ahlaki ikilem karşısında nasıl akıl yürüttüğünü, ahlaki biliş düzeyini tespit üzerinden değerlendiriyor ancak bunu yaparken ahlaki biliş ile ahlaki tutum veya davranış arasında zorunlu, birebir bir ilişkinin olmadığını görmezden geliyor. ​"İnsan" çerçevesi kolayca tanımlanabilir, "o mu bu mu?" gibi son derece dar bir sorunun nesnesi olamayacak kadar karmaşık bir "bütün"! Bu sebepledir ki insanı doğası gereği herhangi bir olguya mahkum veya meyilli bir varlık olarak ele alma kolaycılığından kaçınmak gerekir. İnsan, karakteri mizaç ile başlayan, sosyal öğrenme ile beslenen
Şizofrenide Rüya Olgusu - Yağmur Umman
Öztürkçemizin hazinesinden devşirilip günümüze dek gelen; var olma halini, hakikati ve doğruyu tanımlayan "gerçeklik" sözcüğü özünde yatan anlamı gerçekten taşıyor mu? Yoksa bu algı, yıllar yılı sürmüş ve ancak 21. yüzyılda yıkılabilmiş düalist zihin kavrayışımızın bize dayattığı bir illüzyondan mı ibaret? Hayatları sanrılarla sarılmış bir zihnin 'gerçeklikten kopan' doğrularının ifadesi nedir bizde; hele ki Foucault, "Delilik, akılcılığın kurduğu bir kategoridir; aklın kendi içindeki öteki olarak kurguladığı, dışladığı ve bu dışlama üzerinden kendi meşruiyetini inşa ettiği bir kategori.” diye haykırabilmişken? Varoluş ve bilinç tüm bu sorulara ve inançlara izin verirken; nöromodülasyon zincirlerine vurularak bizlerden ayrılan rüyaların, prangaları kırıp uyanık bilinçle karıştığı o noktada; 'psikoz' ve 'şizofreni' başlıklarıyla etiketleyip süslediğimiz kişilerin doğruları ve gerçeklikleri nedir hakikaten? Hayatı zaten rüyalara karışmış bir şizofrenin rüyalarını ne besler? Devamı için: calameo.com/read/007742061e... Sayı 08 “Rüyalar” seni bekliyor! 🗽
Eskalotolojinin Epistemolojik Tutarlılığı: Kıyamet İnancının Dinlerarası Mukayesesi 1. Giriş İnsanlık tarihi boyunca “son” fikri, hem felsefenin hem de dinin en güçlü metafizik sorularından biri olmuştur. Evrenin bir başlangıcı olduğu düşüncesi kadar, onun bir sonu olacağı inancı da insan zihninin derininde yer etmiş bir sezgidir. Bu sezgi, farklı dinlerde farklı imgelerle karşımıza çıkar: kıyamet, apokalipsis, frashokereti, yuga sonu, armageddon… Ancak bütün bu kavramlar, aynı temel gerçeğe işaret eder: Varlığın nihai kaderi ve adaletin tamamlanması. Bu çalışma, kıyamet inancını sadece teolojik bir olgu olarak değil, aynı zamanda epistemolojik bir problem olarak ele alır. Yani şu sorunun peşindedir: Hangi dinin kıyamet anlayışı, bilgi, adalet ve varlık düzeni açısından tutarlıdır? Bu bağlamda, İslam, Hristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm, Budizm ve Zerdüştlük’teki kıyamet anlayışları karşılaştırılacak; her birinin ontolojik, ahlaki ve kozmolojik boyutları incelenecektir. Sonuçta İslam’ın kıyamet tasavvurunun, diğer inanç sistemlerine göre epistemolojik bütünlüğü daha yüksek olduğu gösterilecektir. 2. Kavramsal Çerçeve: Eskalotoloji ve Epistemoloji Eskalotoloji (Eschatology), Yunanca eschatos (son) ve logos (öğreti) sözcüklerinden türemiştir. Kelime anlamıyla “son şeylerin öğretisi” demektir. Teolojide, evrenin sonu, ölüm, diriliş, yargı, cennet ve cehennem gibi konuları kapsar. Dolayısıyla bir dinin eskalotolojik sistemi, onun tanrı anlayışı, insan tasavvuru ve ahlak öğretisinin doğal uzantısıdır. Epistemoloji ise bilginin kaynağı ve doğruluğunu inceler. Eskalotolojik bir inanç sistemi, yalnızca ‘ne olacak?’ sorusuna değil, ‘bunu nasıl biliyoruz?’ sorusuna da cevap vermelidir. Dolayısıyla bir teolog açısından tutarlılık, şu üç ilkeyle ölçülür: 1) Ontolojik uyum, 2)
Cehenneme övgü'deki özgürlük üzerine
"Biz, özgür olmaktan korkuyoruz aslında. Yerleşik düzenin dikte ettiği, herkesin de karşılıklı olarak kabullendiği tutum ve davranış sınırlarının içinde kalmak istiyoruz. Bizi nihai bağımsızlığa götürecek adımı atmaya cesaret edemiyor, kendi içimizde ki sese kulak vermekten çekiniyoruz. Çünkü öyle yaptığımız zaman, bize genellikle deli deniyor. Bize deli denmesini istemiyoruz. Bize deli denmesinin ve deli muamelesi yapılmasının sonuçlarına katlanacak gücümüz yok." diyen Vassaf'ın bu deyişine binaen: Dolayısıyla özgür değiliz mi? Bu durumda özgürlük tanımının kapsamı daraltılmış bulunmakta değil mi, çünkü mikyas olarak yalnızca bizden olan başkası bulunmakta; oysa özgürlük bireyin önce kendi sonra da metafizik alanla alakalı birşey olduğu aşikardır. Çünkü kişi her ne kadar fıtratına paralel hareket ederse, o denli özgür olacaktır. Dolayısıyla mutlak bir özgürlük olmayıp, (ki bu yalnızca tanrıya mahsus olabilecek bir şeydir.) hiyerarşik bir yapı arz edecektir. Lafız ve mana, zahir ve batın gibi dualist dengelerin yerinde olması durumunda ortaya çıkabilecek olan özgürlük, bu orantıyı ne kadar dengede tutarsa o denli özgürlüğünü koruyabilecektir, sanırım.