Dinsel bilgi insan, hayat ve dünya hakkında her soruya yanıt veren total bir bilgidir; dinsel bilginin yanıtsız bırakacağı bir soru yoktur.
Dinsel bilgi, bilimle felsefenin yanıt vermeye yanaşmadığı bütün “kaynak” sorunlarına bile cevap yetiştirir. Din, var olan her şeyin, Tanrı adını alan insanüstü, doğaüstü bir varlık tarafından “yok”tan “var” edildiğini, yaratıldığını öğretir. Bu yaratılışın kaç günde tamamlandığını bile söyler.
Din, insanın ve öteki canlıların yeryüzüne ne zaman ve nasıl çıktıklarını, nasıl ve “ne”den yaratıldıklarını da öğretir. Böylece din, hem insanın hem de bütün kozmosun, üstünde yaşadığımız “yer”in nasıl yaratıldığını, ne olduğunu söyleyebilir.
Din, bilinmeyen hiçbir şey bırakmaz. İmdi din için çözülmesi gereken bir sorun da yoktur. Çünkü her şey yanıtlanmıştır; her şey dinin dayandığı kitapta vardır; o kitap her şeyi çözmüştür. Dinsel bilginin bir araştırma zahmetine katlanmasına gerek yoktur.
Dinsel bilgi, hem dünyayı hem de insanı iki alana böler. Bu alanlardan birisi “ebedî”, ölümsüz; ötekisi “fani”, gelip geçicidir. Bu dünya, içinde yaşadığımız bu dünya, “fani”, ölümlüdür; “ebedî” olan “öbür” dünyadır.
İçinde yaşadığımız bu reel dünyanın değeri, dinden dine değişir. Müslümanlık bu dünyayı Arabistan çölü gibi “hor” görür; asıl dünya “öbür” dünyadır. İnsanın kendisinin de bir “ebedî”, bir de “fani” yanı vardır. “Ebedî” yan insanın ruhudur; “fani” yan ise insanın bedenidir.
Hristiyanlık için de hem insanın hem de dünyanın bu iki yanı vardır; ancak Hristiyanlık, özellikle Batı Hristiyanlığı, bu dünyayı “hor” görmez.
Dinsel bilgiye dayanan bu düalist görüş, yüzyıllar boyunca bilim ve felsefede büyük bir rol oynadı. Çok az filozof ve bilim adamı dinin bu görüşünden kendisini kurtarabilmiştir; yani dinden gelen bu görüşü felsefî ve