Takiyettin Mengüşoğlu
Dinsel bilgi insan, hayat ve dünya hakkında her soruya yanıt veren total bir bilgidir; dinsel bilginin yanıtsız bırakacağı bir soru yoktur. Dinsel bilgi, bilimle felsefenin yanıt vermeye yanaşmadığı bütün “kaynak” sorunlarına bile cevap yetiştirir. Din, var olan her şeyin, Tanrı adını alan insanüstü, doğaüstü bir varlık tarafından “yok”tan “var” edildiğini, yaratıldığını öğretir. Bu yaratılışın kaç günde tamamlandığını bile söyler. Din, insanın ve öteki canlıların yeryüzüne ne zaman ve nasıl çıktıklarını, nasıl ve “ne”den yaratıldıklarını da öğretir. Böylece din, hem insanın hem de bütün kozmosun, üstünde yaşadığımız “yer”in nasıl yaratıldığını, ne olduğunu söyleyebilir. Din, bilinmeyen hiçbir şey bırakmaz. İmdi din için çözülmesi gereken bir sorun da yoktur. Çünkü her şey yanıtlanmıştır; her şey dinin dayandığı kitapta vardır; o kitap her şeyi çözmüştür. Dinsel bilginin bir araştırma zahmetine katlanmasına gerek yoktur. Dinsel bilgi, hem dünyayı hem de insanı iki alana böler. Bu alanlardan birisi “ebedî”, ölümsüz; ötekisi “fani”, gelip geçicidir. Bu dünya, içinde yaşadığımız bu dünya, “fani”, ölümlüdür; “ebedî” olan “öbür” dünyadır. İçinde yaşadığımız bu reel dünyanın değeri, dinden dine değişir. Müslümanlık bu dünyayı Arabistan çölü gibi “hor” görür; asıl dünya “öbür” dünyadır. İnsanın kendisinin de bir “ebedî”, bir de “fani” yanı vardır. “Ebedî” yan insanın ruhudur; “fani” yan ise insanın bedenidir. Hristiyanlık için de hem insanın hem de dünyanın bu iki yanı vardır; ancak Hristiyanlık, özellikle Batı Hristiyanlığı, bu dünyayı “hor” görmez. Dinsel bilgiye dayanan bu düalist görüş, yüzyıllar boyunca bilim ve felsefede büyük bir rol oynadı. Çok az filozof ve bilim adamı dinin bu görüşünden kendisini kurtarabilmiştir; yani dinden gelen bu görüşü felsefî ve
Felsefe
"Kadim Mısır mitolojik panteonunda yer alan tanrılar, bütün pagan geleneklerde olduğu gibi büyük ölçüde antropomorfik niteliklere sahip olarak düşünülmüştür. Dolayısıyla bu tanrıların tanrısal aşkınlık yönleri olduğu gibi insanî zaafları da söz konusudur. Toplumsal düzlemde yöneticiler tarafından insani nitelikleri tanımlayan 'iyi' ve 'kötü'nün prototipinin tanrısal düzlemde ve mitolojik dille kurgulanması mümkündür. Horus ile Seth, Mısır mitolojisinde bu durumun en önemli örneğidir. Bu yönüyle Horus ve Seth, mitolojik anlatının 'birleşme' süreciyle yorumlandığı versiyonunda her ikisinin de olumlu bir evrensel projenin özünde 'kurucu' iki figürü olarak tanımlanmasına karşın, düalist yaklaşımda Horus 'iyi olanın', Seth ise 'kötü olanın' prototipini oluşturmuştur. Seth, 'iyi' tanrılar olan Osiris ile Horus'un düşmanı olduğuna göre esasen o iyinin düşmanı olmuştur."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sayısız Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi kuvvetli bir kötü güce inanır (Hıristiyanlar bunu Şeytan veya İblis olarak adlandırır), bu kötü güç bağımsız hareket eder, iyi Tanrı’ya karşı mücadele eder ve Tanrı’nın izni olmadan ortalığı karıştırarak her şeyi altüst eder.Tektanrıcılık nasıl böyle düalist bir inanca bağlı kalabilir (bu arada Eski Ahit’te böyle bir inanç kesinlikle söz konusu değildir)? Mantıksal olarak bakılırsa bu imkansızdır. Ya tek ve kadiri mutlak bir Tanrı’ya ya da ikisi de kadiri mutlak olmayan iki karşıt güce inanırsınız. Oysa insanların çelişkili şeylere aynı anda inanabilme kapasitesi muazzamdır. Bu yüzden milyonlarca Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi’nin aynı anda hem bir mutlak güç sahibi Tann’ya hem de ondan bağımsız bir Şeytana inanmasına şaşırılmamalıdır. Sayısız Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi, iyi Tanrı’nın Şeytan’la mücadelesinde bizim yardımımıza ihtiyaç duyduğunu düşünecek kadar ileri gittiler. Bu yaklaşım diğer başka şeylerin yanında Haçlı seferlerinin ve cihatların da ilham kaynağıydı.
Zerdüştkük ve İranın Tarihi
Düalist dinler bin yıldan uzun bir süre boyunca gelişti. MÖ 1500'le 1000 yılları arasında Zerdüşt adlı bir peygamberin görüşleri nesiller boyunca aktarılarak zamanla düalist dinlerin en önemlisi oldu (Zerdüştlük). Zerdüştler dünyayı iyi tanrı Ahura Mazda'yla kötü tanrı Ehrimen arasında geçen kozmik bir savaş olarak görür. Bu savaşta insanlar iyi tanrının yanında olmak zorundadır. İlk Pers devleti olan Ahameniş İmparatorluğu döneminde (MÖ 550-330 arası) önemli bir din haline gelen Zerdüştlük, daha sonra Sasani İmparatorluğu döneminde (MS 224-651 yılları arası) resmi din oldu. Kendisinden sonra gelen tüm Ortadoğu ve Orta Asya dinlerine büyük etki yapan Zerdüştlük, Gnostisizm ve Maniheizm gibi diğer düalist dinlere de ilham kaynağı oldu.
Sayfa 224·Kitabı okudu
Bugünün kabul edilen bilinç-beyin etkileşimi teorileri, henüz
Deneyimlerimizi tam anlamıyla izah edecek yeterlilikte değildir. Zihinsel etkinlik ve bilinç, şu ya da bu şekilde belli bir tür fiziksel yapı ve nörofizyolojinin özelliğidir. Nörofizyolojik süreçlerin, zihinsel görüngüleri nasıl ortaya çıkardığı günümüz biliminin en büyük cevabı verilmemiş sorusudur. Zihin-Bilinç/Beyin ilişkisini açıklamak için bize yeni teorilerin gerektiği açıktır. Bu teorilerin, zihni-bilinci tam olarak dışarıda bırakmaması ama ikicilik gibi de elle tutulamayan bir “ruh”u devreye sokmaması gerekmektedir. Ya da maddecilik gibi her şeyin madde etkileşimlerinden kaynaklandığını iddia edip, sonra da acı, endişe, istek, sevgi, gıdıklanma, nefret, tat-koku gibi deneyimleri nasıl yaşayabildiğimiz konusunda sessiz kalmamalıdır. Yeni teori, ne monistik (tekçi) ne de düalist (ikici) olmalıdır. Yegâne çözüm maddeciliğin ya da ikiciliğin formları değildir. Bize gereken her iki teoriyi bir araya getiren bir yaklaşımdır ve bunu sağlayacak olan da modern bilimin gözdesi kuantum fiziğidir. Bu konuda umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur ve zihin/bilinç-beyin problemi çözülebilirdir.
Sayfa 303 - Kişisel Yayınlar·Kitabı okudu
“Ataların dinlerinden yeni dine geçiş, bazılarının sandıkları gibi çok basit ve kolay bir şekilde Ahura Mazda’nın yerine Allah, Ehrimen’in yerine Şeytan, Zerdüşt yerine İbrahim, Keyümers yerine Adem’in konulmasıyla sınırlı kalmamış, İran toplumundaki inançlar, gelenek ve görenekler tamamıyla değişmiş, düalist inanç sistemi kalkmış, yerini tek tanrı inancı almıştır.
Sayfa 351·Kitabı okudu