merve

Zindelik kabarması hakkında
...elektrikli ampulün icadıyla birlikte maruz kaldığımız ışığı kontrol etme gücü kazandık birdenbire - ve iç ritmimizi bozmaya başladı bu güç. Bariz bir örnek: Güneş batmaya başladığında enerji artışı -Charles'ın tabiriyle "zindelik kabarması"- yaşayacak şekilde evril­mişiz. Atalarımızın çok işine yaramış bu. Dışarıda kamp yaptığınızı ve güneşin batmaya başladığını hayal edin - o an gelen bir zindelik hissi çok faydalı olacak, hava fazla kararmadan çadırınızı kurmanızı sağlayacaktır. Keza atalarımız da tam ışık azalırken bir enerji patla­ması yaşıyor, bu sayede güven içinde kabilelerinin yanına dönüp o günün işlerini bitirebiliyorlardı. Oysa biz bugün ışığı kontrol edebi­liyoruz. Günbatımının ne zaman olacağına biz karar veriyoruz. Yat­ maya karar verdiğimiz ana kadar etraftaki parlak ışıkları açık tutu­yorsak ya da yatakta yatarken telefonumuzdan televizyon izliyorsak, bunları kapattığımız anda fiziksel bir süreci tetikliyoruz kazara - bu ani ışık azalmasının günbatımı olduğunu düşünen vücudumuz ma­ğarsmıza geri dönmemize yardımcı olmak için taze bir enerji dalgası oluşturuyor. "Bu zindelik kabarması güneşin batmasından iki-üç saat önce olacağı yerde gece saat onda, on birde, on ikide meydana geliyor," diyor Charles. "Yatıp yatmamaya karar vereceğimiz noktada bir zindelik kabarması yaşıyoruz. Sonra sabah kalkınca perişan halde oluyoruz. Ertesi gün daha çok uyuyacağım diye yeminler ediyoruz, ama ertesi akşam da yorgun olmuyoruz," çünkü yine yatakta tele­ vizyon izleyip aynı süreci tetikliyoruz. "Bu kabarma çok güçlü ol­duğu için 'İyiyim ya,' diyoruz, sabahki halimizi tamamen unutuyo­ ruz." Charles'ın -başka bir söyleşide- söylediğine göre: "Ne zaman bir ışık yaksak uykumuzu etkileyen bir ilaç alıyoruz farkında olma­dan." Günbegün devam ediyor bu durum.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
...dikkat dağınıklığından dinlenerek uzaklaştığınızda -yerine peşinden koş­tuğunuz olumlu bir hedef koymadığınızda- er ya da geç yeniden oraya çekiliyorsunuz. Dikkat dağınıklığından çıkışın daha etkili yolu akışınızı bulmaktan geçiyor.
Günlük hayatınızda uzun süredir kesintilere maruz kalıyor­sanız, bu dış müdahalelerden kurtulduğunuzda bu sefer kendi ken­dinizi kesintiye uğratmaya başlıyorsunuz,
Yan masada tahminen yirmili yaşlarının ortasında olan iki adam oturuyordu. David Copperfield okuyormuş gibi ya­parken aralarındaki konuşmaya kulak kabarttım. Bir uygulama üs­tünden tanışmışlardı belli ki, ilk defa yüz yüze görüşüyorlardı. Başta adını koyamadığım bir tuhaflık hissettim dinlediğim sohbette. Sonra aslında sohbet filan etmediklerini fark ettim. Sarışın olan on dakika kadar kendinden bahsediyor, sonra da koyu saçlı olan on dakika ken­dinden bahsediyordu. Böyle nöbetleşe konuşuyor, birbirlerinin sö­zünü kesiyorlardı. Yanlarındaki masada iki saat oturdum; birbirleri­ne tek bir soru bile sorduklarını duymadım. Bir noktada koyu saçlı adam bir ay önce erkek kardeşinin öldüğünü söyledi. Sarışın olan üstünkörü bir başsağlığı bile dilemedi: Yine kendinden bahsetmeye koyuldu. Sırf Facebook sayfalarındaki durum güncellemelerini sı­rayla birbirlerine okumak için buluşmuş olsalardı bundan hiç farklı olmazdı, diye düşündüm.
Fransız felsefeci Simone de Beauvoir ateist olunca dünyanın sessiz­liğe büründüğünü söylemiş. Ben de telefonumdan uzak kalınca dün­yamın büyük kısmı ortadan kaybolmuş gibi hissettim. O ikinci haf­ta sona ererken yokluğu beni kızgın bir paniğe sürükledi. Telefonu­mu istiyordum. E-postalarımı istiyordum. Hemen. Evden her çıktı­ğımda telefonum orada mı diye cebimi yokluyor, olmadığını fark edince sendeliyordum. Vücudumun bir parçasını kaybetmiş gibiy­dim. Gençliğimde günler boyunca yatağa uzanıp sadece kitap oku­yarak geçirdiğim zamanları düşünüp kitap yığınlarıma yöneldim. Ama o ana kadar Provincetown'da alelacele, hiperaktif bir şekilde okuma yapıyordum - Charles Dickens kitabına, blog yazısı içinde hayati bir enformasyon ararmış gibi göz gezdiriyordum. Damıtmaya dönük manik bir okuma yapıyordum. Tamam, anladık, çocuk öksüz kalmış - sadede gel artık.