Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı. Derken zaman diye üç parçalı şey icat etti insan.

Bir parçasına DÜN dedi, diğer parçasına BUGÜN, öteki parçasına da YARIN. Sonra fesat karıştı zamana ve insan Bugün’ü unuttu. Dün’ü düşünüp pişman oldu, Yarın’ı düşünüp telaşlandı. Ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.

Farkında olmadan rezil etti bu gününü. Oysa yarın, bugüne dün diyor, dün de bugün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. BUGÜNÜ ELİNE YÜZÜNE BULAŞTIRDI…

Mutsuz oldu insan ve ne gariptir ki yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; AMA BUGÜNÜ HİÇ YAŞAYAMADI….NE YARIN NE DE DÜN….

Oğulcan Döğer, bir alıntı ekledi.
7 saat önce

Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.

Mevlana, İskender PalaMevlana, İskender Pala

21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Soykırımı
Bugün 21 Mayıs, çerkes kardeşlerimizin soykırıma maruz kalmalarının yıldönümü...
Vatanlarından sürüldüler, rus zulmüne maruz kaldılar, karadeniz en çok onlara 'kara' oldu.

Kafkasya dün ruslarla mücadele ediyordu şimdi de şanlı mücadelesine devam ediyor.
Rahmetli Alija'nın da dediği gibi unutulan soykırım tekrarlanır.
Unutmayacağız, unutturmayacağız !

Pınar Ergün, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

Bugün senin için bir şey yapmıyorsam,dün elimden geleni yaptığım içindır... K.Tazeoglu

Unutmak mı? Affetmek mi?, Serhat YabancıUnutmak mı? Affetmek mi?, Serhat Yabancı
Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Dün yaşayanlar bugün olanları bilemezler ama bugün yaşayanlar dün olanları bilirler ve yarın, bugünküler ‘dünküler’ gibi olacaklardır.”

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz AytmatovDişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov
Sergen Özen, İlk Öğretmenim'i inceledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Gelenek - modernlik arasındaki çatışma ve insanın doğayla kurduğu bağın harmanlanması gibi birçok “doğal” unsur başka diyarlara yolculuğa çıkarır insanı. Hele ki Cengiz Aytmatov’un imzası varsa bu hikayelerde, tadından yenmez. Samimi, bir o kadar içten olan üslup kitabın sonunu çabucak getirir; çok önemli değildir kurgusu bu içtenliğin yanında. Hayallere bir dokunuş yapsın küçük de olsa, aksın götürsün bir yerlere yeter ki…


Her toplumun, cemiyetin içinden bilge ve aydın kişiler çıkar. İngiltere de olsa, Zimbabwe’nin bir kasabası da olsa durum değişmez. Ancak, düşük olanaklar ve yaşam koşulları o devin uyanmasına imkan vermez. Yokluk insanları ayırt etmez, etmemeli de. O ruh, Kendi kıstırılmışlığı içinde insana, ülkesine ve topluma hiçbir şey vermeksizin yaşamı boyunca sönük kalır. Hayat herkese eşit şartlar sunmaz ne de olsa. Ama bazen kaderin cilvesi olarak, tarihin henüz tanıştıramadığı o şanssız kişilerin hala yeryüzünde olduğunu düşünmek bile yüreklere su serper.
Uyuyan dev dedik, ya uyuyan bir topluluksa? Kendilerini karanlığın kisvesine bırakıp bir geleceği olanları da aynı derinliğe çektiklerinde hangi güç onları su yüzüne çıkarabilir? Kayboluşların kabulü olarak susmanın tercih edildiği bir yerde, öğrenmenin getirdiği farklı kültürleri tanıma, bir dili öğrenerek o medeniyetin mirasına konma gibi düşün özgürlüğünün içindeki bütün üstün vasıfların reddedilmesi ancak küçük, monoton yaşama şeklini benimsemiş tembel, bir o kadar korkak düşünce yapısına sahip karakterlerin ortak zihni olsa gerek.


Bir çocuğun eğitimine ket vurulması genellikle ücra bir köyde geçimlerini tamamen tarım ve hayvancılıkla uğraşarak kazanan, yaşanılan çağda güçlü olabilmek için gereken birtakım şeylerden haberi olmayan karanlık düşünce yapısına sahip insanlar tarafından benimsenmiştir. Sanayi devriminden bu yana hızla gelişerek bugünlere uzanan teknolojinin birçok şeyi değiştirmesi aynı zamanda imha etmesi insanlık tarihi açısından büyük gelişmeler olabilir. Ancak 21. Yüzyılın modern insanının doğayı soluyan ve yine geçimini oradan sağlayan bir insandan daha mutlu olmadığını herkes tahmin edebilir. İnsanların birbirlerine kolay ulaşabileceğinden ya da daha kolay elde edebilecekleri düşüncesi yerine, ‘insanlık nasıl daha mutlu olabilir?’ düşüncesi geliştirilseydi, bugün çok farklı bir yer olarak görebilirdik dünyayı. Zamanın getirileri insanın kendi tercihi dışındadır, ama ne olursa olsun yaşanılan zamanda güçlü olabilmek istiyorsa insan, yaşadığı çağa ayak uydurmak zorunda. Demiş ya yazarın biri, ‘düşüncenin getirdiği mutsuzluğu, düşüncenin olmadığı cahil mutluluğa tercih ederim’ diye…


Komünal topluluklar halinde örgütlenmiş, tarım ve hayvancılıkla uğraşan Kırgız toplumu yansıtılır eserde. Bolşevik Devrimi’nden sonra toplum ve bireylerde bir hayal oluşur. Değişim fikrinin desteklenmesi onu hayal olmaktan çıkarır. İnsanlar yeniliğe ve özgürlüğe kapılarını ardına kadar açar…


“İlk öğretmen ilk aşk gibidir!”


O hayalin peşinden koşanlardan biri vardır hikayemizde. Cehaletin kol gezdiği yerde bir şeyleri canlandırmak, ülkesine, Lenin’e ve topluma yararlı bireyler yaratma çabası içerisindedir. Somut bir hedefi, planı ve uygulaması yoktur ama. Buna rağmen zihnindeki davası için birçok şeyi feda ederek zorluklara göğüs gerebilen bir öğretmendir o. Zor yazgı normal olanın kapısını çalmaz ne de olsa. Sahte bir belgeyle çocukların okula gönderilmemesi durumunda yaptırımı olacağını söyleyen Düyşen, ahaliyi yeterince korkutur ve ikna eder. Kutsal bir mesleği icra etmeye koyulan Düyşen, kendine uygun geldiği biçimde, o andaki sezgisiyle seslenir öğrencilerine. Buna rağmen, bütün eksikliğini örter coşkusu ve gücü…


Yıllar önce kendisi için her türlü fedakarlığı yapan öğretmenini unutamayarak büyük bir minnet ve şükran borcu hisseder Altınay. Nasıl hissetmez ki… Zor zamanında elinden tutmuş, ona verebileceği en güzel şey olan sevgiyi baba şefkatiyle göstermiş, evinin odasından, tarlanın işinden kurtararak kendisini ve dünyayı tanımasına zemin hazırlamış. Yaşamında yıldızının parladığı an Düyşen’le karşılaşmasıydı Altınay’ın.


“Beni yaşama, dünyaya, yeni umutlara, kendime güvene kavuşturan o yol, o gün…”


Görev bilincinden öteye gidemeyen samimiyet çok uzaklarda kaldı, kimse onu aramadı. Japonlar’ın meslek ahlaklarına aşırı bağlılığı -köklü bir geçmişleri olmamalarına rağmen, kısa sürede- başarıdan başarıya ulaşmalarının en büyük sebebi. Yapılan bir köprünün hatalı olduğunun anlaşılması üzerine Japon mimarın intihar edişini duymuştu bu kulaklar. İşini davası haline getirmiş insanları gördükçe biraz daha utanıyorum kendimden… Herkes işini sevebilir ama yapabileceği çok daha iyi şeylerin bulunmasına rağmen o yolu göze alanlar da azınlıktadır hep, uğruna bir şeylerden feragat etmek zor gelir. Ama yine de hoşnutsuz yapılan bir işin ziyanından daha kötü değildir bu kesinlikle…
Bir meslek, hele ki eğitimci sıfatını almış bireyin asli görevi yeni nesiller yetiştirme, yeni fikirler aşılama düşüncesinde olmalı. Kendisinin değil, onun almak istediği şeyi görmeli ve buna göre o eğitimi vermeli.


Çocukluğun yaşanıldığı yer, ilk toprak, ilk okul, ilk aşk… Atılan o yeni adımların güzelliği dün gibi tazedir anılarda…

“İnsan bir şeyi sevdiyse kendine saklamamalı, hayatında güzel bir yer edinmiş her insana tanıtmalı.”

Zeynep İsra, bir alıntı ekledi.
 18 saat önce

Milli durum yalnızca bir anın, bir zamanın durumu değildir. Çünkü millet de yalnız bir zamanda yaşayan insanlar değildir. Dün yaşamış olanlarla yarın yaşayacaklar da Türk milletini teşkil ediyor. Dünkülerin hakkını feda edemeyiz. Bu devleti kuranların ve bize bugün burada yaşamak imkanı verenlerin mezarları ile dolu yerleri düşünüp sevmek hakkımız ve vazifemizdir.

Türk Tarihinde Meseleler, Hüseyin Nihal AtsızTürk Tarihinde Meseleler, Hüseyin Nihal Atsız
Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
 19 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Günden bu güne bin dokuz yüz elli yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, bu olayı tartışmaktan, sayısız yorumlar yapmaktan ve kendi kendimize böyle bir şeyin nasıl olabileceğini sorarak yakınıp yakarmaktan vazgeçmedik. Ve bu olay bize dün olmuş gibi geliyor, çünkü meydana getirdiği şok dağılıp yok olmadı. O zamandan beri her nesilden pek çok kişi (ki sayısını bilemiyoruz) olay sırasında Golgotha Tepesinde olsaydım, Nâsıralı’nın çarmıha gerilmesini engellerdim demiştir. Bugün, böyle bir engellemeyi yapabileceğine inanmak birçok kimsenin hoşuna gidiyor. Ama o tarihte bu basit infazın muazzam sonucunu kim tahmin edebilirdi? Asırlar boyu her şeyin unutulacağını ama o günün unutulmayacağını kim söyleyebilirdi.
O gün de bir Cuma günüydü ve o adam da, hayatını kurtarmak için onların istediği şekilde konuşmayı, istenen kelimeleri söylemeyi reddetmişti...

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz AytmatovDişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçıyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktım da işte iyice
Anladım ki sen de herkes gibisin

Nazım Hikmet