"Bugün annem öldü ya da dün bilmiyorum." Şu şekilde başlayan bir kitaptan ne beklersiniz. Yani çok hoştu kitabı okurken ana karakterimizin düşüncelerini gerçekten hissedip anladım. Eksik bir şey yok ama her zaman daha iyisi olur o yüzden 10 vermiyorum.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma
esselam ey had-ı rah-i Huda nesl-i Aliesselam ey kutb-i alem hacı bektaş-i veli
ulu hünkarımız hacı bektaş-i veli, yalnızca tasavvuftaki makamıyla değil, edep ve terbiye yolundaki rehberliğiyle de gönül dergahımızın postundadır. o'nu kimi zaman "eline, diline, beline..." kimi zaman da Makalat'ında olduğu gibi "şimdi, tevhid tac; ibadet gerdanlık..." derken buluyoruz. o nefes vermeyi arzu ettiğinde buğday için ısrar eden miskin yunus'un dizelerindeki inciler gibi o da gönlü yüceltir; Makalat sahibi ulu hünkar buyurur ki: "beyt-i mamur, kabe de var. fakat gönül ikisinden de kıymetlidir. (...) gönül, padişah-ı alem Tanrı'nın nazargahıdır." horasan'ın erenlerinden el almış, baba ilyas'ın kutlu halifesi dün olduğu gibi bugün de herkesçe sahiplenilir, herkes kendi yolundan göstermeyi yahut görmeyi arzular. bugün kendinden yesevilik ya da alevi-bektaşi görüşün temeli olarak bahsedebilmemiz bunun en temel göstergesidir. ancak hayatı ve öğretileri gösteriyor ki o bir tarafa ait olmaktan çok "insan" olmaklığı yüceltmiştir. tevhidden temizliğe, esrardan irfana çok şey onda mevcuttur.
şamanist moğollar ve kapadokya bölgesinde yaşayan hristiyanların ihtidasına çaba göstermiştir. hatta bu yörede kendinden aziz charalambos adıyla bahsedilmiştir.
Makalat'ında buyurur ki Çalap Tanrı ne yaratmışsa insanda vardır ve kişi kendini bilmeklikle Rabbını bilir. kişi Rabbını bilmekle kemale erer çünkü bütün kemalat O'ndadır. akıl nuru kimin gönlünde varsa o hoştur, kimde yoksa onun Çalap Tanrı katında yeri yoktur. ilim aynaya benzer, kim aynaya bakarsa iyi yanını gördüğü gibi kötü anını da görür, kendi ayıbını gören başkasını ayıplamamalıdır. şeytanın korktuğu üç nesnedir: sabır, utanmak, kanaat. bunlar aklın hasekisidir, bunlar gelince gönülden açgözlülük ve iki yüzlülük
Herkese merhabaaa!
Dün başladığım distopik evrene bugün kısa süreliğine veda etmiş bulunmaktayım. (Yani en azından ikinci kitaba başlayana kadar.)
Öncelikle Tırpan'a bayıldım. Yani normalde distopik kitaplar beni yorar, okumakta zorlanırım ve bu sebeple de bütün okuma zevkim ve keyifsiz bi şekilde sadece başlamışken bitirmek için okurum. Ancak Tırpanda böyle olmadı. Kolay okunan, akıcı diliyle ve merak uyandıran konusuyla beni içine çekti ve 1 günde bitirdim. Maraton kitabımız olmasaydı çoktan ikinci kitaba geçmiştim ama diğerlerinin bitirmesini beklemem gerekiyor :(
Peki bu kadar severken neden 9 puan (4,5 puan) verdim? Çünkü devam kitaplarında kurgunun daha güçlü olayların daha etkili olmasını umuyorum ve bekliyorum. Eğer bu kitaba 10 verirsem kalan 3 kitaba ne kalır?
Kitapla ilgili spoiler içerebilecek fikirlerim:
-Öncelikle Faraday diye bi gerçek var. Resmen sırf onun için okudum desem belki bi tık abartmış olurum ama o da önemli bir etkendi. Malum sahnede ve sonrasında o olmadığı için okuma isteğim biraz kaçtı ve içim buruk bi şekilde okumaya devam ettim.
-Rowan ve Citra bana o kadar geçmedi hatta bazı yerlerde onlara uyuz oldum. Umarım devam kitaplarında güçlü bi karakter gelişmesi gösterirler.
-Gerald seni tanıdığıma çok mutluyum lütfen kalan 3 kitapta da bizimle yolculukta kal.
-Possuelo çok tatlıydı umarım Citra ile tekrar karşılaşırlar (ship)
-Volta'nın kendini devşirmesi beni kahretti. "Seninle tanışmak bir şerefti Shawn Dobson"
TırpanNeal Shusterman · Juno Kitap · 2024981 okunma
GİRİŞ
"Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı."
19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir.
Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş.
Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur.
Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi
Duymak istediklerimizin ifadesi olan çok yalın, çabucak biten, öğretici bir kitap olmuş. Dün başladım bugün bitti. Çok akıcıydı. Yazarın yüreğine sağlık. Pdf olarak indirebilmek güzel olmuş
Az Ama ÖzCuma Bozkurt · Play Kitaplar · 202543 okunma
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum” cümlesiyle çarpıcı bir başlangıç yapıyor yazar.
Ve şu cümle ; “Annemi elbette çok severdim; ama bu bir şey ifade etmezdi ki. Sağlıklı bütün insanlar, sevdiklerinin ölümünü az çok arzu etmiştir.” bizi ilginç bir hikayenin beklediğinin habercisiydi
Hikaye de kahramanın asıl adını yazmadı yazar ama soyadı vardı.
Kendine ve topluma yabancılaşmış bir adamın hikayesi.
Hayatı sorgulyan ve anlamsız bulan kahraman sırf topluma ve kendine yabancılaşmasından dolayı yargılanır ve idam edilir
Mahkemede şöyle bir cümlesi vardır;
“Bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu ... İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.”
Bu düşünce ,yabancılaşma kavramını ne kadar benimsediğini anlatıyor...
Ve idam kararını duyunca Camus kahramanına şunları söyletir;
"Herkes bilir ki, hayat yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir, aslında otuz ya da yetmiş yaşında ölmenin önemli olmadığını bilmez değildim, çünkü her iki halde de gayet tabii olarak başka erkekler ve kadınlar yine yaşayacaklar ve bu binlerce yıl devam edecektir... İnsan madem ki ölecektir, bunun nasıl ve ne zaman olacağının önemi yoktur"
Kitap boyunca dünyanın boş ve manasız olduğu vurgulanıyor...Hayat yaşamaya değmez...
Yabancı’yı okurken, bütün olağan dışılığına rağmen öykünün doğallığı, kahramanın ölümü kabullenişindeki doğallık ,hiç telaş etmemesi insanı rahatsız ediyor...
Kitap , derinlik sevenler için♡