Selam! Bu günün konusu, 10 puanın az geldiği Tırpan. Uzatmadan başlıyorum.
"Vicdan azabı. Pişmanlık. Taşınamayacak kadar büyük bir hüzün. Çünkü bu duyguları hissetmeseydik, ne tür canavarlara dönüşürdük?"
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde seni tamamlar.
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde seni parçalar.
Ama bazı kitaplar, henüz ortasındayken bile senden bir şeyler alır, seni değiştirir. Yalnızca iyi bir kurgu değil; aynı zamanda ahlaki, felsefi ve sistemsel katmanlarıyla da okuru sarar. Tırpan tam da böyle bir kitap. Kurgusu güçlü, sistem eleştirisi net, karakterleri ise kusursuz biçimde işlenmiş. Distopya dediğin böyle olur diyorsunuz.
Bu kitabı okurken fark ettim ki daha önce iyi kurgu sandığım şeyler, aslında sadece düzgün örülmüş hikâyelermiş. Çünkü Tırpan, kurgunun yalnızca düzenli değil, ruhu olan hâli.
Evrenden bahsedicem kısaca:
İnsanlık tüm hastalıkları yenmiş. Yaşlılık yok. Ölüm doğal değil. Ama bir sorun var: nüfus durmadan artıyor. Çözüm mü? Birileri ölmeli.
Bu görevi üstlenenler ise "Tırpanlar".
İşte tam burada başlıyor o muazzam düzenin içindeki çatlaklar. Sistemli, ritüellere bağlı, soğukkanlı bir ölüm düzeni. Ama peki ya vicdan?
Peki ya insanlık?
Kitabın en etkileyici yanlarından biri iyi-kötü ayrımını çok insani bir düzlemde ele alması. Her karakterin bir motivasyonu, bir amacı var. Yazar, karakterleri yaşatmakla kalmamış; onların yöntemlerini, inançlarını, hatalarını ve doğrularını da incelikle işlemiş. Villain (ki okuduğum en iyi villain olabilir) dediğimiz figür bile o kadar iyi yazılmış ki zaman zaman onun iğrenç düşüncelerine hak verirken buluyorsunuz kendinizi. Bu, sıradan bir kalemin yapabileceği bir şey değil. Gerçekten olağanüstü.
Sistemin muhteşemliği üzerine zaten daha önce konuşmuştum. Ancak üzerine tekrar değinmeden geçemem. Ölümün