Abdullah Çatlı’nın hayatını bir de kızından okuyalım: kitap; öncelikle babasına olan sevgisini, nasıl seyyar yaşadıklarını, başına gelenleri, babasının nasıl cansiparane mücadele ettiğini, devleti için kurşun atıp kurşun yiyen gözü kara biri olduğunu, Susurluk kazasından sonra maaile yaşadıkları süreci anlattığını, o dönem partilerinin liderlerinin Çatlı hakkında ibarelerine yer verdiğini, Çatlı’nın gençken de ailesinin takdir edip gurur duyduğu bir şahsiyet olduğunu, gençliğinde milliyetçi olup Ülkü ocaklarına girip sağcılarla ( o zamanki sağcıları tenzih ederim, günümüzdekiyle alakası yok ) birlikte hareket ettiğini, bütün dikkatlerin üzerine çekildiğini, genç yaşında güzel hitabetiyle mesajlar içeren konuşmalar yaptığını, lideri olduğu dernekte mevkisinin yükselmesini, konu edinir.
Gökçen Çatlı’nın çocukluğunu anlattığı sayfaları kah tebessüm ederek kah hüzünlenerek okudum. Henüz küçükken bazı şeylerin farkında olması, o yaşına rağmen üzerinde büyük bir yük olduğunu düşündürüyor beni. Bunun sonrasında kitapta anlatılanlar, değinilenler şöyledir: Çatlı ve ekibinin ASALA ile mücadelesi ve eylem planları, mütemadiyen maaile sahte kimlik ve sahte pasaport kullanmaları, Abdullah Çatlı’nın hapis süreci ve kızlarının o süreç boyunca aile durumları, Çatlı’nın hapisteyken eşe dosta yazdığı mektupları, İsviçre’deki Bostadel Cezaevinden firar ettiği, Fransa’dan Türkiye’ye dönüş süreci, Çatlı’nın kızının bu süreçte kendi iç dünyasında yaşadığı duyguları açığa vurmaması…