duneçka.

duneçka.
@dunechka_
ya libo sobirayus pokonchit zhizn samobiystvom, libo soidu s uma.
“Salt anlamda erdemli olmak için kişinin, kardeşleri uğruna, en adi suçları ruhuna yüklemeye istekli olması gerekir.” diyordu Ellsworth Toohey. “Bedene acı çektirmek hiçbir şey değildir. Tek erdem, ruha acı çektirmektir. Demek siz tüm insanları sevdiğinizi düşünüyorsunuz, öyle mi? Siz sevgi nedir, bilmiyorsunuz. Bir grev fonuna iki dolar yolluyor, görevinizi yaptığınızı mı sanıyorsunuz? Sizi koca budalalar! Hiçbir bağışın değeri yoktur ancak sizin için de kutsal olan bir şeyi bağışlarsanız değeri vardır. Ruhunuzu verin. Bir yalana mı? Evet, eğer başkaları inanıyorsa! Kandırmacalara mı? Evet, eğer başkalarının buna ihtiyacı varsa. Kalleşliğe, hileye, suça mı? Evet! Kendi gözünüzde en aşağılık, en çirkin olan şeylere. O eşsiz küçük egonuza karşı bir tiksinti hissetiğiniz zaman, ancak o zaman benliğinizi gerçek barış anlamında silebilir, kendi ruhunuzu insanlığın o engin ruhuyla birleştirebilirsiniz. Özel bir egonun o daracık, tıkış tıkış deliği içinde, başkalarını sevmeye yer yoktur. Boşalın ki doldurabilesiniz. ‘Hayatını seven, onu kaybeder; bu dünyadaki hayatından nefret eden, ona ebediyete kadar sahip olur’. Kilisenin afyon tacirleri bu konuda bir değere sahipti ama o değerin ne olduğunu bilmiyorlardı. Kendini silmek, yok etmek mi? Evet, dostlarım, kesinlikle. Ancak insanın kendini silmesi, temiz kalmakla, kendi temizliğiye iftihar etmeyi sürdürmekle sağlanamaz. Bu fedakârlık, kişinin kendi ruhunu ezip mahvetmesini de kapsar… Ah, neler söylüyorum ben böyle? Bunu anlayıp başaracak olanlar ancak kahramanlar olabilir.”
Sayfa 424·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ellsworth yumuşak ve mesafeli bir sesle, sanki ona değil de kendi kafasındaki bir düşünceye cevap veriyormuş gibi konuştu. "İşte bu, en büyük yanılgılardan biridir, Kiki. Bir insanın yüzü kadar önemli bir şey yoktur. O kadar ifadeli başka bir şey yoktur. Bir insanın yüzüne ilk defa bakışımız hariç onu gerçek anlamda tanımamıza olanak yoktur. Çünkü o bakışla her şeyi anlarız. O bilginin analizini yapacak kadar bilgeliği her zaman gösteremezsek bile. Sen bir ruhun üslubunu hiç düşündün mü Kiki?" "Neyi?" "Bir ruhun üslubunu. Uygarlığın üslubundan söz eden ünlü düşünürü hatırlıyor musun? Buna 'üslup' diyen oydu. Bulabildiği en yakın kelimenin bu olduğunu söylüyordu. Her uygarlığın kendi temel ilkesi olduğunu, bir tek, yüce, saptayıcı kavramı olduğunu, o uygarlığın içindeki her insanın çabasının, farkında olmadan ve geri dönülemez biçimde hep o bir tek ilkeye sadık olduğunu söylemişti. Bence insan ruhunun da kendine göre bir üslubu var, Kiki. Benimsediği temel tema. Bunun o insanın her düşüncesine, her hareketine, her isteğine yansıdığını görürsün. O yaşayan yaratığın tek salt ve amir varlığı. Bir insanı yıllarca incelesen, göremezsin onu ama yüzü gösterir. Bir insanı anlatmak için ciltler dolusu yazı yazmak zorunda kalırsın. Oysa, yüzünü düşünürsen başka hiçbir şeye ihtiyacın kalmaz." "Bu harika bir şey, Ellsworth ve eğer doğruysa, büyük haksızlık. O zaman insanlar senin karşında çırılçıplak kalır." "Daha da beter. Sen de onların karşısında çırılçıplak kalırsın. Belli bir yüze tepki gösteriş biçiminde kendini ele verirsin. Belli türdeki bir yüze... Ruhunun üslubu... Dünyada insanlardan daha önemli hiçbir şey yok. İnsanların da birbiriyle ilişkisinden başka önemli hiçbir şeyi yok."
Sayfa 374·Kitabı okudu
Geçirmiş olduğum bu saçma, boş hayat boyunca geleceğimin derinliklerinden ve henüz gelmemiş yılların arasından karanlık bir soluk bana doğru yükseliyor; bu soluk, geçtiği yerde, yaşadığım yollardan daha gerçek olmayan o gelecek yıllar için vaat edilen bütün şeyleri aynı hizaya getiriyordu.
Sayfa 109·Kitabı okudu
“Benim için yaptığın bu evi bu kadar çok sevmeme sebep olan şey ne, Howard?” Roark da ona, “Bir evin de bir insan gibi bütünlüğü, dürüstlüğü olabiliyor,” diyordu. “Tıpkı insanlardaki kadar da seyrek.” “Ne bakımdan?” “Eh, bir bak şuna. Her parçasının orada varoluş nedeni, ev ona ihtiyaç duyuyor diye. Başka hiçbir nedeni yok. Bunu buradan bakarken de görebiliyorsun, içine girdiğin zaman da. Biçimi veren, içinde senin yaşayacağın odalar. Kitlelerin ilişkileri, içeride kalan mekânın dağılımı tarafından saptanmış. Her türlü süsü, inşaat metodunun saptanmasıyla ortaya çıkıyor. Bu binayı ayakta tutan ilkenin bir uzantısı hepsi. Her basıncın, her desteğin ona uyduğunu görebiliyorsun. Eve baktığında, gözlerin yapısal bir süreçten geçiyor. Her adımı izleyebiliyorsun, onun yükselişini görebiliyorsun, onu neyin oluşturduğunu, neden ayakta durabildiğini anlıyorsun. Oysa nice kere, hiçbir şeyi taşımayan sütunlarla dolu evler görmüşsündür. Amaçsız kornişler, alçı bezemeler, sahte arklar, sahte pencereler görmüşsündür. İçinde sanki kocaman bir tek hol varmış gibi gözüken binalar görmüşsündür. Ancak içine girdiğinde altı ayrı kat bulursun. Kimisi de gerçekten bir tek hol içerir ama dış cephesi kat kat çizgilerle, şeritlerle, dizi dizi pencerelerle doludur. Aradaki farkı anlıyor musun? Senin evin, kendi ihtiyaçlarının bir kurgusu. Ötekiler ise etkileyebilme ihtiyacıyla yapılmış. Senin evinin belirleyici amacı, evin kendisi. Ötekilerinki ise seyirciler.”
Sayfa 191·Kitabı okudu
İnsanın kaderine öldürene kadar tecavüz etmeyi istediği gün, o kaçış fikrinin bir kara delik gibi zihnine gelip yerleştiği gündür. Yoksul olduğu için bilgiye ulaşamayanlardan, hayatı ve insanlığı sorgulayamayanlardan, en yüksek eğitim olanaklarının sunulduğu, delirmek için yeterli bütün malzemeye sahip çocuklara kadar bütün hayat tarzlarında kaçış, rahatsız ama çekici bir yere sahiptir. Üzerinde oturulamayan sert koltuk gibi. Anarşist yazarların okunması gerekmez yaşanan yerden kaçma fikrinin ortaya çıkması için. Paranın olup olmaması, bir kentte ya da bir kasabada yaşanması hiçbir şeyi değiştirmez. Bir insan ya gitmek ister ya da kalmak. Gelenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bir bir zevk içinde hayatla sevişir. Kalanlarsa vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir.