Binlerce Yıllık Bir Tokat: Gılgamış ve Modern İnsanın Çaresizliği
Puan vermedi·88 syf.··
2026 13. kitabı
İnsanlığın ilk yazılı metnini, Teoman Duralı gibi dev bir felsefecinin lügatından okumak, bugünün o yapmacık modern dünyasının yüzüne indirilmiş en sert tokattır. Bizler, gökyüzüne uzanan beton kulelerimizde kendimizi ölümsüz ve her şeye muktedir sanırken; Gılgamış binlerce yıl öncesinden çıkıp geliyor ve elimizdeki tüm o sahte oyuncakları kırıp atıyor. Destandaki en muazzam kırılma, sarayın kibirli duvarları arasında oturan güç delisi bir kralla, bozkırın ayazında kurtlarla büyümüş, ehlileşmemiş Enkidu’nun dostluğudur. Enkidu, insanın o unuttuğu, parayla ya da konforla satın alınamayacak saf ve asil sadakatidir. Modern dünya bizden Enkidu’yu söküp aldı; yerine her şeyi tüketen, güce biat eden, kendi gölgesinden bile korkan aciz canlılar bıraktı
Gılgamış DestanıAnonim · Dergah Yayınları · 20077bin okunma
Puan vermedi·226 syf.··
2025 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2025 00:55
Türk toplumunun zamanla kendi değerlerinden uzaklaştığını ve bu durumun milleti zayıflattığını savunuyor. Kitapta özellikle dil, tarih, kültür ve inanç gibi konular üzerinden bir kimlik meselesi ele alınıyor. Bence kitabın en dikkat çeken yanı, okuyucuyu kendi toplumunu ve geçmişini düşünmeye yönlendirmesi. Yazar bazı yerlerde sert bir üslup kullanıyor ama asıl anlatmak istediği şey, bir milletin kendi köklerinden kopmadan varlığını sürdürebilmesi. Bu yüzden kitap sadece geçmişle ilgili değil, bugüne de mesaj veren bir eser. Dili bazı bölümlerde biraz ağır gelebilir. Felsefi ifadeler ve derin yorumlar olduğu için her sayfa hızlıca okunmuyor. Yine de kitabın ana düşüncesi anlaşılır: Kendi kültürünü unutan toplumlar zamanla duruşunu kaybedebilir. Genel olarak Omurgasızlaştırılmış Türklük, Türk kültürü ve kimliği üzerine düşünmek isteyenler için okunabilecek bir kitap. Her fikrine katılmasam da insana farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Üzerinde düşünülerek okunması gereken bir eser.
Omurgasızlaştırılmış TürklükŞ. Teoman Duralı · Dergah Yayınları · 2013354 okunma
Reklam
9/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 23:33
Daha önce hiç okumadığım bir yazarı, nehir söyleşi tarzında hazırlanan otobiyografik çalışmasıyla tanımak istedim. Aslında son dönemde sosyal medyadaki bazı çevrelerin (bu çevreler fikirlerine katılmadığım insanlardan oluşmakta) oldukça fazla gündeme getirmeleri ile bu kitabı ve yazarı okumaya karar verdim. İyi ki okumuşum. Fikirlerine katılmadığım birçok nokta var. Ama yazarın sahip olduğu muazzam bilgi birikimi, tecrübe ve akademik birikim beni oldukça etkiledi. Bu kitabı okumaya başladığınızda ülkenin kuruluşundan günümüze doğru adeta zamansal yolculuğa çıkıyorsunuz. Yazar Türkiyenin yakın tarihini güçlü bir gözlem, sağlam bir analiz ile ele alıyor. Yaşanılan dönemlerin sosyal, siyasi, ekonomik, dini özelliklerini incelikle ele alıp okura sağlam bir üslup ile sunuyor. Bu gözlem gücü ve sağlam analiz yeteneğinde kuşkusuz yazarın felsefeci olmasının etkisi oldukça büyük. Olayları derinlemesine inceleyip arka planıyla beraber tahlil etmesi bazı düşüncelerine katılmasanızda sizi çok etkiliyor. Türkiyenin yakın tarihi ile ilgili birçok belgesel izledim. Özellikle Mehmet Ali Birand'ın hazırlayıp sunduğu belgesel beni çok etkilemişti. Bu kitabı da bitirdiğimde benzer bir etkiyi üzerimde hissettim. Mesafeli durduğum yazarların eserleriyle tanışıp okuduğumda birçok pişmanlık duyuyorum bazen. Bu yazar ve eseri de benim için öyle oldu. Düşüncelerine katılmadığımız aydınlarımızdan öğreneceğimiz çok şey var. Belki de okumanın en cilveli ve hassas noktası da bu durum olsa gerek.
Öyle Geçer ki ZamanŞ. Teoman Duralı · Turkuvaz Yayınları · 2020524 okunma
Puan vermedi
Teoman Duralı, Felsefe-Bilim Nedir? | Özet ve İnceleme Giriş: Eserin Genel Çerçevesi Teoman Duralı'nın Felsefe-Bilim Nedir? adlı eseri, Türk felsefe geleneğinin özgün ve köklü yapıtlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Yazar, bu çalışmasında felsefe ile bilim arasındaki ilişkiyi, bilginin kaynakları ve sınırları sorununu, gerçeklik ile varoluşun mahiyetini ve metafiziğin insana özgü düşünce etkinliğindeki temel konumunu ele almaktadır. Eser, akademik bir terminoloji titizliğiyle kaleme alınmış olmakla birlikte, Osmanlı-Türkçe ile çağdaş felsefi dilin buluştuğu kendine özgü bir üslup taşımaktadır. Duralı, Batı felsefesinin kavramsal mirasını yakından tanıyan bir düşünür olarak Aristoteles, Eflatun (Platon), Kant ve Spinoza gibi isimlerin görüşlerini çözümlemekte; ancak bunu yaparken her zaman kendi özgün yorumunu ve Türk-İslam düşünce geleneğine duyduğu aidiyeti ön planda tutmaktadır. Ele aldığımız bölüm, eserin metafizik eksenini oluşturan temel kavramları sistematik biçimde işlemektedir: Fiziğin Ötesi Metafizik, Metafiziğin Ötesi İlahiyât, Metafiziğin Zemîni Varlık Öğretisi, Bilgelik, Nesne, Madde, Zaman, Hakikat ve Ahlak başlıkları altında birbirini tamamlayan ve aşan bir düşünce zinciri kurulmaktadır. Bu zincirleme yapı, felsefenin salt soyut bir uğraş olmadığını, bilgiden bilgeliğe, nesneden varoluşa uzanan geniş bir anlam evrenini kavramayı amaçladığını göstermektedir. Fiziğin Ötesi: Metafizik Duralı, metafizik kavramını 'fiziğin ötesi' şeklinde konumlandırarak açıklamasına başlar. Her mesleğin bilgiyi kaçınılmaz bir araç olarak kullandığını öne süren yazar, yalnızca felsefe için bilginin bu araçsal işlevin çok ötesine geçerek bizzat amaç haline geldiğini vurgular. Bilginin iki temel kaynağından söz edilir: biri duyu verilerinden beslenen tecrübe,
Felsefe
Felsefe-Bilim Nedir?Ş. Teoman Duralı · Dergah Yayınları · 2014111 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 15. kitabı
Selamlar nasılsınız Bugün sizlere kalemini #Adile ile tanıdığım yazarımızın kitabı ile geldim. Kitabımız dönem kitabı. 1940’lı yıllarda geçen gerçek yaşamı anlatıyor. Bu sefer Yozgat ve Tokat’a yolculuk ediyoruz. Her sayfada, her satırda oranın gelenek göreneklerini, adetlerini okurken adeta orada yaşıyormuşum gibi hissettim. Gelelim konusuna… Elvan, yedi köye nam salmış Gara İraziye’nin torunu. Daha on beş yaşında. Evin en büyük kızı. Ardında yedi kız kardeşi var ki en küçüğü daha yeni doğmuş sayılır. Annesinin hiç erkek çocuğu olmamış. Bunun için çok zorluk yaşamış, hatta üstüne kaynanası kuma istemiş ama Elvan’ın babası hayır demiş. Ki eskiden hayır demek çok zor… O dönemlerde bir genç kızın ayakları tabureden yere değiyorsa evlenme yaşı gelmiş demektir. Bir gün çeşmeden su doldurup dönerken çocukların çizdiği sekseği görür ve kimse görmeden oynamaya başlar. Ama o oyun onun son oyunuydu… Akşam yemeği esnasında dedesi birden “Elvan’ı everdim.” der. Dedesi onu akrabasının torunu Durali’ye verir. Hem de köylerine uzak bir köye. Dede ata ne derse o itiraz etme hayır deme şansı yoktu. En kötüsü de Durali on altı yaşında ama ölen abisinin kimliğine geçtiği için iki yaş büyük görünüyordur ve asker celbi gelmiştir. O yıllarda gelin ile damat birbirini düğün günü görürler. Ama bizim gözü kara Durali bu adetleri biraz çiğner, askere gitmeden sözlüsünü görmek ister. Görür görmez vurulur. Ahh sen ne yere bakan yürek yakansın Durali ağzın iyi laf ediyor valla Diğer yandan Elvan’ın kız kardeşi Fatma gönlünü Tüfekçi Yusuf’a kaptırır. Bir gün onu görmeye giderken komşu oğlu yolunu keser. Sevdiğini söyler ama fatma itiraz ettiği esnada örüklerini keser. O zamanlar o örükler genç kız olmanın, evlenme çağının geldiğinin habercisidir. Aynı zamanda namustur. Bir anda Fatma’ya saldırır.
1000Kitap
Elvan: Bozkırda Bir GelinSelma Ünlü · Ephesus Yayınları · 202619 okunma
9/10
·400 syf.··
2026 26. kitabı
Kalemini çok sevdiğim, hikâyelerini gerçek yaşamdan izlerle yazan Selma Ünlü’nün Elvan kitabı ile geldim. Elvan yine yüreğe dokunan, kendinizi satırların içinde bulduğunuz, zaman zaman gözyaşı döktüren bir hikâye… Elvan’la birlikte adetleri, gelenek ve görenekleri, düğün alaylarını, büyüklerin sözünün üstüne söz söylenmeyen günleri okurken hayal meyal hatırladığım çocukluk anılarıma gittim. Günlerce süren düğün alayları, düğünden sonra çıkılan gelin el öpmeleri, tarlada buğday biçilirken harman yerine gelişler… Hepsi gözümde yeniden canlandı.Kırsal bölgelerde geleneklerin zamana ayak uydurması çok uzun zaman aldığı gibi değişimin hemen olması da mümkün değildir. Elvan’ın üzerine sinen toprak kokusu, büyüklerinden gördüklerini uygulayışı, evin avlusundaki ambar, taş ve kerpiçten köy evleri… Sanki hâlâ orada yaşıyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Eski geleneklerin gölgesinde büyümenin ve var olmanın zorluğunu iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir hikâyeyi, o küçük kız çocuğuyla birlikte avuçlarınızın içinde bulacaksınız. Elvan… Bir dilim ekmeğin başında toplanan sekiz kız kardeşin en büyüğü. İki göz odada birbirine sokularak yatmanın, soğuk gecelerde sevgileriyle ısınmanın adı. Büyüklerden önce sofraya oturulmayan, anne babayla değil nene ve dedeyle aynı odayı paylaşmanın, evde dedenin sözünün kanun sayıldığı bir hayat… Ayağı sandalyeden yere değdiğinde gelinlik çağının geldiğini öğrenmenin adı. İşte böyle bir gecede dedesinin ahbabı, altı köy ötede yaşayan Durmuş Ağa’nın torununa sözünün kesildiğini öğreniyor. Artık o bir çocuk değil, gelinlik bir kızdır. Sizin de yüreğiniz cız etti değil mi? Elvan’ın bir anda büyüdüğünü hissediyorsunuz. Annesinin gözü yaşlı ama söz hakkı yok. Babası için erkendir ama ne fayda… Dede sözünü vermiştir. Durali… Dedesinin göz bebeği, annesinin
2026 Okuma Raporları
Elvan: Bozkırda Bir GelinSelma Ünlü · Ephesus Yayınları · 202619 okunma
Reklam
Reklam