Biz insanların ilk yılları, hafızanın öncesindeki uzak bir diyarda yer alır. Bu sisli, kadim diyardan, köpüklerden kusursuz doğan Afrodit gibi karakterlerimiz tam oluşmuş olarak çıktığımızı düşünürüz. Ama beynin gelişimine yönelik araştırmalar sayesinde durumun bu olmadığını biliyoruz. Yarı şekillenmiş bir beyinle doğuyoruz; ilahi bir Olympos'ludan çok, çamurlu bir kil topağı gibi. Psikanalist Donald Winnicott'ın da dediği gibi: "Bebek diye bir şey yoktur." Kişiliklerimizin gelişimi tecritte gerçekleşmiyor, başkalarıyla kurulan ilişkiler aracılığıyla oluyor. Görünmeyen, hatırlanmayan kuvvetler tarafından şekillendiriliyoruz, tamamlanıyoruz: ebeveynlerimiz.