başka bir deyişle, hikâyeyi geride bırakıyorum
derken aslında o gün tozu dumana katarak, doludizgin hikâyenin içine doğru gidiyormuşum ben; nabzının attığı yere, o yerden fışkırıp kalbimi dolduracak acıya ve bu acının doğuracağı sonuçlara doğru gidiyormuşum.
o şehre ait değilmiş izlenimi vermeleri, fazlasıyla o şehre ait oldukları içindir aslında. hatta, bana göre bu hikâyeler şehrin içinde değil de, șehir onların içinde gezinir ve bu yüzden bazı
gerçekler ancak oradaki cümlelerin arasına bakıldığında anlaşılır
hayat dediğimiz șey nerede örselenip nerede buruşuyor, nerede susuz kalıp nerede soluyor ya da nerede yaralanıp nerede kanıyorsa
ben kendimi ister istemez orada buluyordum açıkçası.
sonra, bir an için penceredeki karanlığa bakarak, șehir denen şey kılık değiştirmiş kötülükler yuvasıdır, bu yüzden önce birlikte gider sana başını sokacak sağlam bir yer buluruz, demiş.