Yaşadıklarınızı küçümseyip, maruz kaldığınız haksızlıklar karşısında bir başkasının ahlaksızlığına, kurnazlığına iyi niyetle (nasıl bir iyi niyetse!) bakan insanlar…
Aslında onlar, en derinden ve en sinsice sırtınıza vuranlardır.
Siz dürüstçe yaşamaya, kimsenin emeğine dokunmadan kendi mücadelenizi vermeye çalışırken; gelip bu mücadeleyi baltalayanlara gösterilen savunmalar, aşağılık bir zihniyetin yansımasıdır. Aşağılık insanlar, hakikatin değil egolarının ardına saklanır. Çünkü onlar da aynı şeyleri yapabilecek karakterdedir. Bu yüzden yanlışta bir haklılık bulmak işlerine gelir ve bu haksız haklılığa ses yükselterek, aşağılayarak, hakaret ederek direnirler.
Onlara göre çalışmayan daha kıymetlidir; yüzeysel olan daha değerlidir. Derine inmeye cesaret edemezler. Olaylara dar bir çerçeveden bakar, büyük resmi ve sonuçlarını göremeyecek kadar maddiyatçı ve kurnazdırlar. Hep hesapları vardır. Bitmek bilmeyen küçük hesapları…
Yılanı dost sayar, her yanlışı kılıfına uydurup doğruymuş gibi sunarlar.
Bugüne dek değer verip saygı gösterdiğiniz insanlar ise, aslında yaptıkları iyiliği gönülden değil, ödünç verir gibi yapmış sonradan anlarsınız.
Zamanı geldiğinde bunu yüzünüze vuran, sizin boşluğunu bomboşluğunu doldurup gözünüzde büyüttüğünüz o insanlar…
Meğer ne kadar küçükmüş.
İyi niyetimizi tükettiler.
Kime ne kadar verici davrandıysak, o denli yıkıcı oldular. Kullandılar…
Sevgimizden, emeğimizden, bilgimizden, kalbimizden beslenen aşağılık insanlar; evimizi, iç dünyamızı, değerlerimizi kendilerine açmanın ağırlığını şimdi biz taşıyoruz.
Ama artık fark ettik:
Sağlıklı sınırlar koymayı öğrendik.
Ve tam da bunu öğrendiğimiz anda, birdenbire “suçlu” ilan edildik.
Çünkü artık kullanılmaya razı değildik.
O halde…
Bizden aldıkları hakların, gördükleri sabrın, katlandığımız