Labirent serisini ilk okumaya başladığımda 14-15 yaşlarındaydım. O dönemde o kadar çok hoşuma gitmişti ki bütün seriyi kısa bir süre içinde bitirmiştim. Okuma alışkanlığımı bana kazandıran seriler arasında olduğunu da söyleyebilirim aslında. Şu anda 20 yaşındayım ve hala bu serinin bende çok ayrı bir yeri var. Tabii ki zamanla herkesin büyüdükçe kitap zevkinde değişim olur, bu değişimi ben de yaşadım ve şunu fark ettim ki artık kitaplarda biraz da edebi bir dil arıyorum sanırım. Eğer eskiden beri bu kadar değer verdiğim ve özel bulduğum bir seri olmasaydı ve ilk defa şu anda okumaya başlasaydım sanırım seriyi bitirmezdim bile. Neyse, bu kitap özeline gelecek olursak dediğim gibi edebi yönüyle değil de konusu ve aksiyon sahneleriyle aslında öne çıkan bir seri. Ancak bu kitapta aksiyon sahnelerinde de eski zevki alamadım. Zaten kitap 3. kitap olan Son İsyan'la eşzamanlı olarak gerçekleşiyor ve 3. kitapta Thomas'ın başından geçenler anlatılırken bu kitapta Newt'in başından geçenleri okuyoruz. Eğer ki bu seriyle özel bir bağınız yoksa bu kitabı bence okumanıza hiç gerek yok. Tamamen fan service diyebileceğimiz bir kitap. Dashner belki biraz para kazanmak için ya da belki hayranlarının gönlünü yapmak için kısa bir ek kitap yazmış diyebiliriz aslında. Ama eğer bu seriyi çok seviyorsanız -özellikle de Newt'i- bu kitabı da bence sevebilirsiniz.
(Buradan sonra yorumum bundan önceki kitaplarla ilgili spoiler içerecektir.)
Newt benim ta ilk kitaptan beri en sevdiğim karakter oldu hep, hatta sadece bu seride değil genel olarak kurgusal karakterler arasında da en sevdiğim en özel karakterler arasındaydı hep. O yüzden bu kitapta Newt'in kendiyle çatışmalarını, deliliğin kendi üzerindeki etkilerini ve duygu değişimlerini okumak çok hoşuma gitti. Bol bol ağladım :) Dashner bu