Geri Bildirim
  • Ve şimdi düşünelim.
    Aklımızı başımıza alalım ve düşünelim.
    Bütün aptallıklardan arınarak düşünelim.
  • Tilki, içindeki yıllarca biriktirdiği en derin hislerini, düşüncelerini onunla paylaşabileceğine inanarak konuşmaya, anlatmaya devam ediyordu; "Benim için sadece sen varsın. Çünkü diğer hayvanlar bugüne kadar bize düşmanlıktan, kıymaktan, eksiltmekten, bizi yok etmekten başka ne yaptılar ki? Neden onların ne dediğini, diyeceğini düşünelim, önemseyelim? Bizim düşünmemiz gereken sadece bizim nasıl bir biz olacağımızdır. Çünkü bu hayatı daima ikimiz yükleneceğiz. Diğerleri için hiç yoktuk ve hiç olmayacağız. Ne diye onları umursayalım. Biz tamamen birbirimizi tanıyıp anlamaya, güvenmeye ve biz olmak için gayret etmeye devam edelim" dedi.
    İAD Ant
  • -Kelimelere gerekli özeni göstermiyoruz. Öylesine söyleyip geçiyoruz işte. Halbuki hayatın derin anlamı kelimelerde gizli albayım. Hepimiz aşktan bahsedip dururuz öyle ama acaba kaçımız bilir gerçekten ne anlama geldiğini.

    +Bilemedim ki evladım.

    -Bilemezsin albayım… Bilemezsin. Bizim kaderimiz bu. Anlamını bilmediğimiz kelimeleri yaşamak. İşte aşk mesela. Sarmaşıkla aynı kökten geliyor biliyor muydun? ‘Işk’ kökünden. Suriye’deyken yaşlı bir Arap amca anlatmıştı. Sarmaşık da aynı aşk gibi yavaş yavaş içine doğru giriyor. Yavaş yavaş dolanıyor. Yavaş yavaş özünü ele geçiriyor sonunda sen yok oluyorsun geriye sadece aşk kalıyor. Yaa albayım… Dünya mesela aşağılık yer demek. Aşağı ya da aşağılıkların yaşadığı yer demek. Dünya çirkin biz güzeliz albayım… Biz… Bu aşağılık yerde aşk gibi şeyler de var ama biz anlamını bilmiyoruz ki. Gel seninle kelimelere yeni anlamlar katalım. Bulduğumuz anlamlara yeni kelimeler uyduralım. Kelimelere toprak deyip basıp geçmeyelim. Düşünelim altında yatan binlerce kefensiz manayı. Ayrılık mesela. Ayrılığa bir anlam katmak istersen gitmek yeter. Ama gitmek… Gitmek ayrılık demek değildir. Yani gitmek sadece gitmektir. Ayrılık, ölümle eş anlamlı albayım.
  • KAYBOLUP ORTAYA ÇIKAN MİSKET
    Sihirbazların yaptığı klasik gösterilerden biri, bir topu ellerinde kaybedip diğer ellerinde ortaya çıkarmaktır. Evet, bu bir el çabukluğudur, ancak buna benzer olgular, kuantum dünyasında hep gerçekleşir. Maddenin en küçük yapı taşları, örneğin elektronlar; kimi zaman dalga, kimi zaman parçacık gibi davranırlar ve bu iki davranış arasındaki geçiş, çok keskin olabilir. Elektronu bir misket gibi düşünün, misketi bir göle atıyorsunuz. Misket suya değer değmez kayboluyor ve gölde etrafa yayılan bir dalga beliriyor. Sonra bu dalga, suyun içindeki bir tahta parçasına çarpıyor ve bir anda bütün gölde dalganın kaybolması ile tahtanın yanında misketin ortaya çıkması bir oluyor. Hiçbir sihirbazın yapamadığı bu illüzyon, mikro dünyada devamlı gerçekleşiyor, hatta şu anda odanızda yayılan ışık, bu şaşırtıcı olayı gerçekleştiriyor. Bu anlattığımız, kuantum teorisinde bolca atıf yapılan meşhur “dalga-parçacık ikilemi”dir.

    DUVARIN İÇİNDEN GEÇEN TENİS TOPU
    Ünlü sihirbaz David Copperfield, Çin Seddi’nin içinden geçtiği zaman hepimiz büyük bir aldatmaca ile karşı karşıya olduğumuzu biliyorduk. Hiçbir şey duvarın içinden geçemez, değil mi? Karar vermekte acele etmeyin, kuantum dünyasında bu da mümkün. Elektronu bu sefer tenis topu gibi düşünün, topu duvara doğru atalım. Normal şartlarda top, duvara çarpıp geri gelecektir. Ama öyle bir an gelecektir ki, bir bakmışız top geri gelmemiş, duvarın arkasına geçmiş, büyük bir hızla boşlukta uçuyor, duvarda ne bir çatlak ne de bir delik var. Buna ise kuantum fiziğinde “tünelleme” diyoruz. Bu öyle bir “sihirli” olay ki, bu olay gerçekleşmeseydi biz de var olamazdık. Şöyle ki; bize hayat veren Güneş, iki hidrojen atomunun birleşmesi ile ışık ve sıcaklık yayar. Hidrojen atomlarını, tenis topları gibi düşünün, bunlar birbirine çarpıp seker. Ama arada bir, iki tenis topu “kuantum tünellemesi” sonucunda iç içe girer, işte hidrojen atomları bu şekilde helyum atomlarına dönüşür. Sabah odanıza gelip gününüzü aydınlatan o ışık, işte böyle bir sihir gösterisi sonucunda size ulaşır. Cep telefonlarımız ile bilgisayarlarımızın en temel parçaları olan transistörler de “kuantum tünellemesi” sonucunda çalışırlar, çektiğiniz selfiler de bu şekilde depolanır.
    360 DERECE DÖNEN EL
    David Copperfield, İstanbul’a geldiğinde, elini 360 derece “çevirerek” bütün gazetecileri şaşırtmıştı. Kayıtlar dikkatli incelendiğinde, elini kaldırıp yönünü değiştirdiği fark edilmişti. Peki David Copperfield, illüzyon yöntemlerini kullanarak, elini aynı anda hem saat yönünde hem de saat yönüne ters yönde döndürebilir miydi? Hayal etmeye çalışın. Hayal bile edemediniz değil mi? Elbette yapamazdı. Ancak mikro dünyadaki parçacıklar, bunu büyük bir sıklıkla yapar. Elektronu gene tenis topu gibi düşünün, elektron aynı anda hem saat yönünde hem de saat yönüne ters yönde spin atabilir. Buna kuantum fiziği dilinde “süperpozisyon” diyoruz. Hastaneye gidip MRI cihazına girdiğiniz zaman, bu cihaz, vücudunuzdaki tüm hidrojen atomlarını, aynı bu şekilde, hem saat yönünde hem de ters yönde döndürür. Bunu kullanarak içinizin resmini çizer, vücudunuz böylece bu kuantum durumlarının muhteşem sihir gösterisinin parçası olur. Dahası, MRI cihazına gerek kalmadan da vücudunuzdaki parçacıklar bunu yapmaktadır.

    GÜLÜŞÜ KENDİSİNDEN AYRILAN CHESHIRE KEDİSİ
    Kuantum teorisine aşina olanlar “Schrödinger’in kedisi”ni duymuştur. Ancak ikinci bir kedi daha vardır; Alice Harikalar Diyarında’daki meşhur “Cheshire kedisi”nin kuantum versiyonu. Alice, Harikalar Diyarı’nda gördüğü en garip şeyin, kendisi kaybolup gülüşünü geride bırakan “Cheshire kedisi” olduğunu söyler. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu garipliğin de kuantum fiziğinde yeri vardır. “Kuantum Cheshire kedisi” deneysel olarak yapılabilir, yani bir parçacığın özelliği ondan ayrılabilir. Elektronu yeşil bir elma gibi düşünelim, yeşilliği elmadan koparıp başka tarafa gönderebiliriz. Ya da elektronu çikolata gibi düşünün, tadını bir yere, tadı eksik çikolatanın kendisini başka bir yere göndermek mümkündür. 2014 yılındaki bir deneyde, bir nötronun bir yoldan, nötronun özelliği olan manyetik momentin başka bir yoldan gitmesi sağlandı.
    Burada sunduğumuz şaşırtıcı olaylar, kuantum fiziğinin öngördüğü ve deneysel olarak gerçekleşmiş sihirli olguların çok küçük bir kısmı. İllüzyon ile bilim arasında önemli bir fark vardır; illüzyonlar hakkında bilgimiz arttıkça şaşkınlığımız azalır, ama bilim söz konusu olduğunda yeni şeyler öğrendikçe şaşkınlığımız artar. Bundan sonra bir sihir gösterisi izlediğinizde şunu hatırlayın, yaşadığımız evren o sihir gösterisinden çok daha şaşırtıcıdır.
  • "Keyif ile keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak... seçim sizin: mümkün olduğu kadar az keyifsizlik, kısacası acısız bir yaşam mı... yoksa o ana kadar hiç tadılmamış zevkleri tatmanın, keyifleri yaşamanın bedelini ödemeyi göze alarak mümkün olduğu kadar çok keyifsizlik mi? Eğer ilk seçeneği yeğler ve acılarınızı azaltmayı, hatta yok etmeyi isterseniz, o zaman keyif alma kapasiteniz de azalacak, hatta yok olacak."
    Alain De Botton
    Sayfa 264 - Sel Yayıncılık
  • Kitabın özetini okuyup spoiler almak istemiyorsanız büyük harflerle yazılan bölümden itibaren okuyabilirsiniz.

    Kitabın türü distopya(dediysem de fantastik şeyler yok) ve kitap bir suç distopyasında geçiyor.
    Yaşanan dönemde devlet suçların önüne geçemiyor,her yerde çeteler kol geziyor;çalıp çırpıyorlar,dağıtıyorlar,tecavüz ediyorlar,toplum düzenini bozuyorlar ve bu çete dediğimiz şeyi oluşturan kişilerse çoğunlukla 15-16 yaşlarında suça meyilli gençler.
    İnsanlar sokağa çıkmaya korkuyor vs.
    Kitap bu çetelerden birinin başı olan Alex’in hayatını konu alıyor.
    Kitapta 3 bölüm var.
    Birinci bölüm Alex ve diğer üç arkadaşının yaptıkları anlatılıyor.Bölüm çetenin bir eve vurgun yapmaya çalışırlarken Alex’in yakalanmasıyla bitiyor.
    İkinci kısımda Alex’in hapishaneye düşmesinden itibaren yaşadıkları anlatılıyor.
    Hapishanede 4 kişilik bir hücrede 6 kişi ile yaşamaya başlıyor.
    Arada geçen olayları tam hatırlamıyorum.
    Bir süre sonra devletin seçim zamanı yaklaştığı sıralarda aday partilerden biri toplumdaki en büyük sorunu(suçlular)çözmek için bir yöntem buluyor.
    Suçluları ıslah edip onları sadece iyiye yönlendirecek ve zararsız bir şekilde topluma kazandıracak bir yöntem.
    Yavaş yavaş hapishanelerde yaygınlaşmaya başlayan yöntem sonunda Alex’in hapishanesinde de uygulanmaya başlıyor ve ilk denek olarak Alex seçiliyor.(Alex de dünden razı ,yöntemle iyileşmiş gibi yapıp hemen dışarı çıkabileceğini ve suç ve pislik dolu hayatına devam edebileceğini düşünüyor.)
    Evet şimdi de o çok merak edilen yönteme gelelim:
    Alex ıslah için hücresinden alınıp farklı bir bölüme getiriliyor.Burada ona rahat bir yatak ve iyi yiyecekler veriyorlar.(Tabi bizim Alex seviniyor,ekmek elden su gölden ama yöntemi bilmiyor işte zavallı.)
    Her gün damarına bir şeyler enjekte ediyorlar ve bunun güç kazanması için vitamin içerikli bir şey olduğunu söylüyorlar.(aslında kişinin bedeninini uyuşturup çevresine karşı daha duyarlı hale getirecek bir şey)
    Alex uyuştuktan sonra onu sinema odası gibi bir yere götürüyorlar.
    Alex’i sandalyeye bağlıyorlar;el,ayak ve boyundan kemerliyorlar,gözlerini kırpmaması için göz kapaklarını penseyle tutturuyorlar.
    Sonrasında film başlıyor:
    Kesilen,doğranan,mide bulandırıcı şekilde işkence edilen insanlar tek tek Alex’e gösteriliyor.(Alex izletilen şeyleri kendisi yaparken zevk alıyor fakat izlerken tiksiniyor,yani bu yönteme bir nevi kendi silahıyla karşılık verme denilebilir)Damarlarına enjekte edilen şeyle birlikte bunlara daha da duyarlı hale geliyor ve bitmesi için yalvarmaya başlıyor.Ama mecburen bitene kadar izliyor çünkü gözlerini bile kırpamıyor.
    Islah işlemleri birkaç gün daha devam ediyor ve sonuna gelindiğinde Alex’in aklına ne zaman bir kötülük gelse anında midesi bulanıyor,artık hiçkimseye zarar veremez duruma getiriliyor.Bir nevi sadece iyiyi seçmeye zorlanıyor.

    (OKUYACAK OLANLAR VARDIR DİYE BU BÖLÜMDEN SONRAKİ KISMI ANLATMIYORUM)

    Şimdi de gelelim incelemeye:
    Öncelikle bu gençlerin neden şiddete bu kadar meyilli olduklarını düşünelim.
    En başta aklıma ailenin ilgisizliği geliyor.Örnek: Alex’in ailesi.
    Belki iyi insanlar olabilirler ama korkaklar.Dışarıdaki kötülüklere o kadar odaklanmışlar ki yanı
    başlarındaki kötülüğü göremiyorlar,oğullarının yaptıklarından ancak yakalandıktan sonra haberleri oluyor.

    Farklı bir etken olarak kötü arkadaş çevresi ve sürü etkisi.Neden diye sorarsan kitapta hiç çetesiz birinden bahsetmemiş, kimse tek başına o kadar pisliği yapamıyor ama çete ile olunca birbirlerinden cesaret alarak boylarından büyük işlere kalkışabiliyorlar.

    İkinci olarak ıslah yöntemi.Bence suçluların kötülükten arındırılıp sadece iyiye yönlendirilmesinde kötülük kullanılması çok manidar.
    Kötü olmadan iyi de hiçbir şekilde varolamıyor.

    Üçüncü ve büyük ihtimalle en çok tartışılan ve kitabın sorgulatmak istediği konu:Suçluların ıslahında uygulanan yöntem sonucunda onlara iyi dışında bir seçim bırakmamak doğru mudur?Toplum kendi iyiliği için insanların seçim haklarını ellerinden almada haklı mıdır?
    En basitinden iyi ve kötü nedir?Belirli kalıpları var mıdır?Eğer yoksa yöntem yanlış değil midir?Suçluların hapishanelerde kalması yerine ıslah edilip topluma kendi benliklerini kaybedip,delirecek raddeye gelip intihara meyilli bireyler olarak karışmaları mı daha iyidir?
    Bana kalırsa yanlıştır.İnsanlar kendi hür iradeleriyle kendilerine göre iyi veya kötüyü seçmeli,başkalarının özgürlüklerine karıştıkları anda da paşa paşa cezasını çekmelidir.
    Hem kişilerin iradelerini kısıtlamanın daha acımasız bir ceza olduğunu düşünüyorum.

    Kitapta dikkatimi çeken ve üstünde durduğum kısımlar bunlardı.
    Umarım fikirlerimi düzgün bir şekilde anlatabilmişimdir.
    Okuyacak olanlara iyi okumalar...
  • Bütün aptallıklardan arınarak düşünelim.