Abdülmelik b. Ömer, babası Ömer'in yanına gelerek şöyle dedi: "Sana bildirilen zulümleri kaldıracağına ilişkin verdiğin söz nerede? Sözünü tutsana!". Ömer;
"Hemen başlayacağım, kararları yürürlüğe koyacağım" dedi ve ellerini şükre-dercesine göğe kaldırarak; "Soyumdan dinim konusunda bana yardımcı olan bir evlat verdiği için yüce Allah'a sonsuz övgüler olsun. Evet ey oğulcuğum, inşaallah öğleyi kılıp minbere çıkacak ve gereken duyuruyu yapacağım!" dedi.
Fakat Abdülmelik pek tatmin olmuşa benzemiyordu: "Ey emîr! Öğleye sağ çıkacağın ne malum? Öğleye kaldığını düşünelim, senin amacını kim anlayacak ve cankulağıyla dinlemeye gelecek seni?" dedi. Ömer; "İnsanlar şu anda dağınık durumda" deyince Abdülmelik ona şu tavsiyeyi yaptı: "Bir tellal çağırırsın, insanları camiye toplar".
Ömer ilgili konunun görüşüleceğini duyurmak üzere kente tellallar gönderdi. Halk camiye doluştu. Ömer de namazdan sonra meseleyi halka açtı.
Bana öyle geliyor ki değerin varlığını inkâr etmek, anlamın varlığını inkâr etmek gibidir. Anlam inkâr etmek kendi kendini yok eder: Hiçbir ifadenin anlamı yoktur ifadesi doğruysa kendisi anlamsızdır. Öyleyse neden böyle düşünelim? Bana öyle geliyor ki değeri inkâr etmek de benzer şekilde kendi kendini yok eder: Hiçbir şeyin değeri olmadığı inancı doğruysa hiçbir değeri yoktur. Öyleyse neden bu inancı destekleyelim?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"İnsanların bir an için aptal olmadığını düşünelim. (Gerçeğe bakarsanız böyle bir iddiada bulunmak olanaksızdır. İnsanı aptal kabul edersek kime akıllı diyeceğiz?) Ama şunu söylemeliyim, insanoğlu aptal değilse bile, o ölçüde nankördür. Evet, eşi bulunmaz bir nankör, bir değerbilmez! Nankörün nankörü! Hatta bana göre, insanı en uygun olarak, iyi ayaklı nankör bir yaratıktır diye tanımlamak gerekir"
Tıpkı Maynard Smith gibi bizler de çeşitli maliyet ve kazançlar için keyfi varsayımsal değerler kullanacağız. Daha genel olmak istenirse, bu durum cebirsel sembollerle de ifade edilebilir fakat sayıları anlaması daha kolaydır. Bir çocuk başarıyla yetiştirildiğinde her iki ebeveynin de elde ettiği genetik kazancın +15 birim olduğunu varsayın. Bir çocuğu yetiştirmenin maliyeti, yani yiyeceklerinin tamamının maliyeti, ona bakmak için ayrılan sürenin tamamı ve çocuk adına alınan risklerin hepsi -20 birim olsun. Maliyet negatif sayılarla ifade edilmiştir çünkü ebeveynler bu miktarı "öderler." Uzatılmış bir kur sürecinde vakit harcama maliyeti de negatiftir. Bu maliyet -3 birim olsun.İçindeki tüm dişilerin nazlı, tüm erkeklerin de sadık olduğu bir nüfusumuzun olduğunu hayal edin. Bu ideal bir tek eşli toplumdur. Her çiftte, hem erkek hem de dişi aynı ortalama kazancı elde eder. Yetiştirilen her çocuk için +15 elde ederler; çocuğu yetiştirme maliyetini (-20) aralarında eşit olarak paylaşırlar. İkisine de bu maliyetten ortalama -10 düşer. Her ikisi de uzatılmış kur sürecinde vakitlerini harcamanın -3 puanlık cezasını öderler. Dolayısıyla her biri için ortalama kazanç $+15 - 10 - 3 = +2$ olur.Şimdi nüfusa tek bir hızlı dişinin girdiğini varsayın. Bu dişi oldukça iyi iş çıkaracaktır. Gecikmenin maliyetini ödemeyecektir çünkü uzatılmış bir kur dönemi geçirmekle ilgilenmemektedir. Nüfustaki tüm erkekler sadık oldukları için kiminle çiftleşirse çiftleşsin çocukları için iyi bir baba bulacağından emin olabilir. Çocuk başına düşen ortalama kazancı $+15 - 10 = +5$ olur. Nazlı rakiplerine göre 3 birim daha iyi durumda olmuş olur. Dolayısıyla hızlılık genleri yayılmaya başlar.Eğer hızlı dişilerin başarısı, onların nüfusta çoğunluğa sahip olacağı kadar büyük olursa işler erkek tarafında
Şöyle bir düşünelim, kalplerimizi yoklayalım Duygularımız var, bazı insanları seviyoruz, bazı insanları sevmiyoruz. Bu sevgimiz ya da sevgisizliğimiz hakikaten kendimizin mi? Kendi hikayemizde bir karşılığı olan sevgi mi, sevgisizlik mi? Yoksa ithal mi etmişiz?