Öyle bir konuşuyorlardı ki kimse kimseyi dinlemiyordu. Önüne gelen önüne gelene bir şeyler söyleyip geçiyordu. Konuşmaktan bıkmıyor, yorulmuyorlar, uykusuz geceler geçiriyorlar, konuşuyorlardı.
"Gelecek," diyordu. "Beklerim, bekliyorum," diyordu. "Ben şu gözlerimi yummadan, üstümü kara topraklar örtmeden gelecek. Doru atlara binip, hem de Kızılcagedikten görünecek," diyordu. "Beklerim, Yusufu kuyudan çıkaran Mevla bir gün olur bize bakmaz mı dersin! Bir gün olup bizim üstümüze de bir gün doğmaz mı dersin?"