İnsan birini kaybedince,eğer o kişi hâlâ bir yerlerde nefes alıyorsa…
acının bir sınırı olmuyor.
Ölüm gibi değil bu.
Bir mezarın yok başında ağlayabileceğim.
Bir vedanın yok,kapanmış bir hikâyenin kesinliği yok.
Sen… sadece yoksun.
Ama varsın da.
İşte en çok bu yoruyor beni.
Seni bir şehirde yürürken hayal ediyorum bazen.
Belki bir kafede oturuyorsun,belki birine gülüyorsun.
Belki benimle sustuğun cümleleri,şimdi başkasına kuruyorsun.
Bu ihtimaller…
İnsanı içten içe kemiren sessiz canavarlar gibi.
Ve ben her gece,aynı sorunun içinde kayboluyorum:
"Ben bunu kendime de sana da neden yaptım? Neden engel olmadım,neden susturamadım pas tutmuş bu yüreğimin sesini ... neden?
Bir insan,birini bırakıp gidecek noktaya mecburiyetin o soğuk duvarlarını yıkarak gelir.
Anladım...
Peki ya sevgi azalır mı…
yoksa sadece bir gün,bir taraf susmayı mı seçer?
Sen sustun.
Ben hâlâ konuşuyorum…
ama sadece kendi içimde.
Çünkü sana ulaşmanın hiçbir yolu yok artık.
Ne bir mesaj,
ne bir ses,
ne de bir “nasılsın” ihtimali…
Beni en çok yoran şey sensizlik değil aslında.
Alışabilirdim belki.
Ama bu…
Bu yarım kalmışlık hissi…