“Artık onun gibi kokmuyorsun” dediğinde bir an dondum kaldım, parmaklarımın arasında duran sigaranın izmaritini sıktığımı fark ettim. “Ama öyle bir kokuyorsun ki, kokun zamanı durdurur.”
Ben işin bir merdiven olduğunu düşünmüştüm; zirveye ulaşmak adına çıktığımız bir merdiven. Ama iş denilen aslında yemek gibi bir şeydi. Her gün yenilen yemek... Vücudumu, kalbimi, zihnimi ve ruhumu etkileyen yiyeceklerdi. Dünyada alelacele yenilen yemekler de, tadına vararak yavaşça yenilen yemekler de vardır. Ben artık sıradan yemekleri içtenlikle yiyen bir insan olmak istiyorum, kendi iyiliğim için.
''Gerçekleştiremeyeceği bir hayali kovaladığı için hiçbir gününden tat alamadığını da söylemişti. Bu da doğru. Yine de, eğer hayallerimizin peşindeyken mutlu olabiliyorsak, bu onu peşinde koşmaya değer kılmaz mı?''
''Evet, mutluluk o kadar da ulaşılmaz değil. Mutluluk denilen şey geçmişimizde ya da uzak geleceğimizde beklemiyor. Hemen gözlerimizin önünde duruyor. O günkü bira
gibi, bugünün ayva çayı gibi.''
''Çünkü aynı mücadeleyi veren başka insanlar olduğu gerçeğiyle bile güç bulabiliriz. Bu zorlukları tek ben yaşıyorum zannederken aslında onların da savaş verdiğini fark edebiliriz. Acımız varlığını korusa da, ağırlığının bir şekilde, biraz olsun hafiflediğini hissedebiliriz. Yaşamı boyunca kuyuya hiç düşmemiş bir insan var mıdır diye düşündüğümüzde, bunun mümkün olmadığını fark edebiliriz.''