Bize rahatsızlık veren, acı veren içsel deneyimlerimizi bastırmak, onlardan kaçmak, kaçınmak işe yaramaz. İşe yaramadığı yetmiyormuş gibi bir de değerlerimize odaklanan yolumuzu şaşırtır. Acıdan kaçayım derken hayatı kaçırmaya başlarız.
Neden bu kadar acı çekiyorum?"
"Niye sürekli olumsuz düşünüyorum?"
"Neden her şeyi kafama bu kadar takıyorum?"
Bu davranışın psikolojideki adı "ruminasyon"dur. Ruminasyon, bir nevi zihinsel geviş getirmektir.
Ruminasyonun altında yatan, "Eğer nedenini anlayabilirsem, çözebiliriz. Çözebilirsem de bu duygulardan ve düşüncelerden kurtulabilirim" inancı- dır. Ruminasyon, dışarıdan masum görünebilen bir stratejidir; bizlere bir çözüm üretme yolunda olduğumuz yanılgısını verir. Fakat ruminasyon ancak ve ancak daha fazla üzüntüye, strese ve acıya sebep olur. Zira bir şey hakkında düşünmek onu bize daha sık hatırlatır.
Deneyimsel kaçınma, duygu ve düşüncelerimiz gibi öznel olan, bir başkasının gözlemleyemeyeceği, biz söylemeden bilemeyeceği içsel deneyimlerimizfen kaçınmak, onları kontrol etmeye çalışmak demektir.
Depresyonda olan biri, yaşadığı üzüntü ve acıdan kaçabilmek için uyumayı seçebilir; acı duygular hissetmesin, geçmiş veya gelecek ile ilgili düşünceler aklına gelmesin diye kendini alkole verebilir. Depresyon ile çok sık rastlanan bir diğer kaçınma ve kontrol stratejisi ise kişinin depresyonunun, mutsuzluğunun nedenini bulmak için tekrar tekrar aynı şeyleri düşünmesidir.
Zamanla, panik atak geçirmemek için attığım her adım birer tetikleyiciye dönüşmeye, çağrışım ağı gitgide büyümeye başlamıştı. Panik atakla ilgili herhangi bir şey düşünmek pek tabii bir tetikleyici olabilirdi. Kendimi düşünmemeye zorlamak da aynı şiddette bir tetikleyiciydi, zira bir süre sonra başarılı olup olmadığımı kontrol etmeye başlıyordum; bu da beni tekrardan en başa, panik atakla ilgili düşünmeye döndürüyordu.