Tuğba

Birçok kişide etiketleriyle uyumlu olma, tutarlı davranma çabası gözlemlenir. Birisi, sırf "ben güçlüyüm" etiketine uymayacağı için çektiği üzüntü ve zorlukları sevdikleriyle paylaşamayabilir. Sonuç olarak kendini yalnız ve dışlanmış hisseder. Diğer bir kişi "ben zekiyim" etiketini korumak için etrafını kendisi kadar zeki olmayan, eğitimi kendisininki kadar kapsamlı olmayan kişilerle donatır. Bu şekilde "ben zekiyim" etiketi ve kendisi arasındaki uyum hiç sarsılmıyor. Fakat kendini geliştirebileceği, entelektüel olarak beslenebileceği, uyarılabileceği ortamların eksikliğini çeker.
Sayfa 84·Kitabı okudu
Etiketlerin sorun haline gelmesi, kişinin etiketiyle iç içe geçip bütünleşerek onu tanımlayan tek gerçeğin o etiket olduğuna inanmasıyla başlar. Etiketler, kendimizle ilgili bütünleştirdiğimiz hikâyeler, içlerinde ne yapmamız gerektiğini söyleyen kurallar taşır. "Utangaç biriyim" etiketiyle bütünleşen kişi hangi ortamlarda rahatsızlık duyacağını, nerelerden kaçınması gerektiğini veya kimlerle konuşmaması gerektiğini iyi bilir. Bütünleştiğimiz etiketler yalnızca kim olduğumuzu, bu zamana kadar nasıl davrandığımızı değil, bundan sonra da kim olacağımızı ve nasıl davranacağımızı da belirlemeye başlar. "Ben utangaç biriyim. Kimseyi doğru düzgün tanımadığım ortamlar bana göre değil," deriz kendi kendimize. Kendimizi, zihnimizin ön gördüğü senaryolarla sosyal ortamlara girmekten caydırabiliriz: "Hemen yüzüm kızaracak", "Söyleyecek enteresan bir şey bulamayacağım", "Bütün akşam yine bir köşede tek başıma duracağım." Böylece sabit davranışlarla çevrili, kısıtlı bir hayat yaşamaya başlarız.
Sayfa 80·Kitabı okudu
"Bu kadar utangaç olma! Hadi git diğerleriyle oyna." Bu yeterince tekrar edilirse çocuk "utangaç biri” olduğunu öğrenir. Yaşımız küçükken başlarız etiketle(n)meye ve bir benlik algısı oluşturmaya.
Sayfa 79·Kitabı okudu
"Şişmanım", "Takıntılıyım", "Sevimsizim", "Sevilmiyorum", "Başarısızım", "Yeterli değilim", "Korkağın tekiyim." Zeki, öz güven dolu, korkunç başarılı olduğuna inandığım insanların tamamı kendi dünyalarında, başkalarının fark etmemesini umdukları karanlık "gerçekleriyle" yaşıyordu. Oysa ben mümkün değil koyamazdım o kelimeleri o güzelim insanların yanına. Yakıştıramazdım. Konuşmamamız söylendi bir kere. Kimse kimseye müdahale etmedi, caydırmaya çalışmadı. Kimse bir diğerine "Hayır! Sen çirkin değilsin", "Gayet bilgilisin! Kaç gündür çok zekice yorumlar yapıyorsun", "Buraya gelecek kadar cesur olduğuna göre korkak olamazsın" demedi. Hepimiz birbirimizi sessizliğin içinde şefkatli bakışlarla kucaklıyor, birbirimize hayatın çoğunda gün ışığına çıkmasın diye saklamakla geçirdiğimiz karanlıkta eşlik ediyorduk.
Sayfa 74·Kitabı okudu
Savaş alanından çekildiğimizde duygu ve düşüncelerimizi kontrol etmeye, onları değiştirmeye, yok etmeye çalışma esnasında oluşan gerginlik, stres ve direnç ortadan kalkar. Gönüllü olmak, bizi rahatsız eden duygu ve düşünceleri sevmek demek değildir. Gönüllü olmak, ne hissediyorsak hissetmeye, ne düşünüyorsak düşünmeye yer açmak ve onları yaşamaktan kaçmamaktır. Dikkatimizi genişletip, tüm enerjimizi ve odak noktamızı kontrol edilemezi kontrol etmekten aldığımız zaman şu anın farklı boyutlarını da fark edebilir, deneyimleyebiliriz. Artık kaçmıyoruzdur. Neredeysek orada kalabilir ve kargaşa içindeyken gözümüzden kaçan, fark etmediğimiz seçeneklerimiz olduğunu görebiliriz. Ve böylece daha iyi kararlar verebilir, daha etkili, daha işe yarar davranışlarda bulunabiliriz.
Sayfa 64·Kitabı okudu