Kitabı elime aldığımda bir klinik psikoloğun, erkek danışanlarının cinsel hayatlarında yaşadıkları problemleri okuyacağım ve bu problemleri psikoloğun nasıl analiz edeceğine şahit olacağım için oldukça heyecanlandım.
Yazar her bir bölümde farklı bir danışanın hikayesini ele alıyor. Bunu yaparken hem terapist kimliğini ortaya koyuyor hem de zaman zaman bir kadın olarak aklından geçenleri okurla paylaşmaktan çekinmiyor. Aynı zamanda kitap boyunca kendi hayatından ve romantik ilişkilerinden kesitler de paylaşıyor. "Divanımdaki Erkekler", ağır bir dili olmayan, kolay okunabilir ve akıcı bir kitaptı benim için.
--spoiler--
Kadınları nesneleştirdiği için duygusal ilişki kuramayan narsisist eğilimli David, cinselliği bir görev gibi mekanikleştirdiği için cinsel enerjisini bastıran Alex, zedelenmiş benlik algısını seks işçileri üzerinde hakimiyet kurarak onarmaya çalışan Paul, çözülmemiş geçmiş travmasını cinsel fanteziye dönüştüren Charles, cinsel fantezilerini bastırdığı için porno bağımlılığı yaşayan Casey, çocukken edindiği rolleri yetişkinlikte sadist eğilimlerle ödünlemeye çalışan Mark ve son olarak duygusal ihtiyaçlarını seksle karşılamaya çalışan Bill.
Bütün bu erkeklerin hikayelerine bir terapistin gözünden şahit olmak benim için çok keyifliydi. Yazar, okuyuculara cinselliğin sadece cinsellik olmadığını, temelinde çok daha derin ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçların yattığını görme fırsatı sunuyor kitap boyunca.
Cinsel terapi alanına ilgisi olan ya da erkekler için cinsel yaşantıların gerçekten ne anlama gelebileceğini bir terapistin bakış açısından görmek isteyen kişilerin bu kitabı keyifle okuyacağını düşünüyorum.
Sevenin de sevmeyenin de çok olduğunu duyduğum, o yüzden merakla okumaya başladığım bir kitaptı "Sevme Sanatı".
Fromm'a göre sevmek de bir sanat öğrenir gibi öğrenilebilir. Nasıl bir sanat dalıyla ilgilenirken önce kuramsal bilgileri daha sonra da uygulama pratiğini ediniyorsak sevmek için de aynısını yapabiliriz. Bu sebeple kitapta öncelikle sevme kuramı üzerinde duruluyor. Daha sonra da bu kuramla şekillenen uygulama yöntemlerinden bahsediyor yazar.
Fromm'a göre sevmek, sevilecek nesnenin varlığında ortaya çıkan bir şey değildir. İnsan, sevme yetisine nesneden bağımsız sahip olmalıdır ve bu yetiyi yaşamda birçok farklı alana ve nesneye yönlendirebilmelidir.
Kişi, toplumda yer edinme ve insanlarla bağ kurma ihtiyacına sahiptir. Karşılıklı çıkar temelinde şekillenen ilişkilerde sevgiden bahsetmek mümkün değildir. Asıl "olgun sevgi", kişinin kendi bütünlüğü ve bireyselliğini koruyarak kurduğu ilişkilerde ortaya çıkabilir.
Sevginin bileşenleri; ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgidir. Sevgi; kardeşlik sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevme ve tanrı sevgisi şeklinde farklı nesnelere yöneltilir.
Fromm ayrıca kapitalist toplumun etkisiyle birlikte yozlaşan sevgi kavramı üzerinde de duruyor bu kitabında. Çağdaş insan yabancılaşmıştır, yalnızlık duygusuyla boğuşmaktadır. Olumsuz duygularla baş etmeye çalışırken kendini tüketimin kollarına bırakmıştır.
Erich Fromm'un kuramı, bakış açısı ve fikirlerini okuyup onu anlamaya çalışmak çok keyifli ve değerliydi benim için. Aktarılan her fikre birebir katılmak gerekmese de bu fikirler yepyeni bakış açıları sunabiliyor insana. En önemlisi de yazarı tanımayı sağlıyor.
Bazı bölümlerde kadın-erkek kutuplaşmasından, anne-baba ilgisinden bahsederken toplumsal cinsiyet eşitliği kavramlarıyla uyuşmayan ve aksini savunduğum