Tarih kendi kendine ileri gitmez. Öyle yan gelip içinde yatarak bugüne gelemezsin. Bakmışsın, dönmüşsün mağaraya.
Kurallar koyup çıktın oradan, kurallarını kaybedersen geri dönersin. Döndün. Aç kaldıkça prensiplerini yersin. Yedin.
Sana soruyorum. Kimsenin ağlamadığı şu sokaklarda mendil satan çocuklar kim? Canın sağ olsun, çok da düşünmeden bunları, geldin bu yaşa.
Bir bedeni yaşatmaya yaşamak dedin. Karınları doyduğu için rahat, şu çöpün altında birbirlerine sokulmuş uyuyan kedilere bak. Onların huzurunu yakalayamadın. Ben bir gün öleceğimi biliyorum, huzurum bu yüzden mi yok diyeceksin, o halde
ölümü aşacaktın birader.
Zaten bitecek bir yaşama değil, kalacak
bir söze değer verecektin.
Ömrünün ötesinde bir mana bulacaktı ki hayatın, gerçekten yaşadım diyesin.
Bu bir köfteci olup seksen sene her gün aynı özenle dükkân açmak da olurdu, bir amfide
sabah ayazında şehvetle ders anlatmak da, bir insanı kendin den çok sevmek de olurdu, bir ilke için ölebilmek de, asıl well-ness
buydu bilemedin, biliyordun da unutmak işine gelir sandın.
Üzülme ama gelmedi.