“Hepimizin içinde bir boşluk bulunur,” dedi Del bir süre sonra. “Buna eksiklik de denebilir. İhtiyaç duyduğumuz fakat itiraf etmek istemediğimiz ya da başka biri tarafından tamamlanana dek farkına bile varmadığımız bir eksiklik.
Gözyaşlarının beyhude olduğunu da biliyordu. Pişmanlıklar, hayata en baştan başlamasını sağlamazdı ki... İlerlemenin tek yolu vardı, o da azimle devam etmekti.
Balkabaklı latte nefreti, toksik erkekliğin, hayattaki en basit şeyleri bile nasıl mahvettiğinin en iyi örneklerinden biri. Eğer kadınların büyük çoğunluğu bir şeyden hoşlanıyorsa toplum otomatik olarak bu şeyle dalga geçmeye başlıyor. Aşk romanları gibi mesela. Kadınlar seviyorsa saçma olmalı, değil mi?”
Kırılıyoruz, ya sen ya ben
ya da kırılmışlığımız
öyle derin öyle onarılmaz
bir yol arıyor yüzeye vurmak için
bir bahane. Onarılamıyoruz
onaramıyoruz, ekimiz görünmeden
sen ve ben
aramıza gerilen sahte deri
katılaşmış, çatlayabilir ancak, çatlıyor
sızıyor kan senden ya da benden
bazan ikimizden
bilemiyoruz yaşamayı severek
ve sevmeden
belki hem severek hem sevmeden
böyle parçalanarak dağılarak
mı ölünür?
dünyaya bir bütünlük bırakmadan
oysa ölüm bile usul usul
yaşama benzer yaşama benzer