"Senden af dilememi mi istiyorsun?" diye sordu Altair'e. Sırıttı, birden iskelet gibi göründü. "Karını ve oğlunu elinden aldım diye mi?"
"Abbas, lütfen, son sözlerinin kinci olmasına izin verme."
Abbas alaycı bir ses çıkardı. "Hâlâ erdemli olmaya çalışıyor." Kafasını biraz kaldırdı. "İlk yumruğu sen attın, Altaïr. Ben senin karını ve oğlunu elinden aldım ama senin yalanların benden çok daha fazlasını aldıktan sonra,"
"Onlar yalan değildi," dedi Altaïr lafı uzatmadan. "Onca yıl hiç şüphe etmedin mi?"
Abbas acıyla yüzünü buruşturarak gözlerini sımsıkı yumdu. Biraz durduktan sonra, "Öteki dünyanın olup olmadığını hiç merak ettin mi, Altaïr?" diye sordu. "Dakikalar sonra bunu kesin olarak öğreneceğim. Öyle bir dünya varsa babamı göreceğim ve orada ikimiz senin zamanının gelmesini bekliyor olacağız. Sonra da... sonra da hiçbir şüphe kalmayacak."
Hem Ermeni, hem Rum patrikhaneleri birer fesat ocağı halinde... Memleketin her tarafına yayılmış kiliselerde ele geçenler dehşet verici... Bunlar birer silah deposu gibi. Müdahale etmek imkanına da malum sebeplerle sahip değiliz.
Swami Elma'ya uzandı. Elini ona sürdü.
Sonra çok alçak bir sesle, sadece Altaïr'in duyabileceği şekilde "Sef'e(oğluna) ölüm emrini verenin sen olduğunu söyledim. Babasının kendisine ihanet ettiğine inanarak öldü," dedi.
İmam Hüseyn kardeşi İmam Hasan'ın ve Muaviye'nin ölümünden sonra Mekke'ye gitmiştir. Haşimoğullarına ve Ehl-i Beyt yandaşlarına İmam Hüseyn bir hutbe ile seslenmiştir. Burada bir savaş çağrısı üslubu vardı. Muaviye'nin ölümüyle Şamlılar Yezid'e bey'at etmişlerdir. Muaviye'nin kurduğu devlet, sarayları, vezirleri, nedimleri, ordusu, komutanları, zindan ve cellatları ve keyfi yönetimi ve zulmüyle yoksul halkı ezen bir saltanattı. Yezid bu saltanat içinde zamanlı çalgı, köçek ve çengilerle, şarapla eğlenerek geçiriyordu. Her bakımdan karakteri bozuk Yezid, İslam'ın başına geçmişti.