İnsan esasında vahşi, korkunç bir hayvandır. Biz onu evcilleştirilmiş ve dizginlenmiş haliyle tanıyoruz ancak ve onun bu durumuna uygarlık diyoruz. Bu yüzdendir ki ara sıra gerçek tabiatı her nasılsa ipten kurtulacak olsa dehşete kapılıyoruz. Her ne zaman, her nerede kanun ve düzenin prangaları ve zincirleri çözülüp yerini kargaşaya bıraksa, kendisini bütün çıplaklığıyla ele verir o.
Bütün bu maskeler, daha önce söylediğim gibi kural olarak imalat, ticaret, yahut spekülasyon için bir kılıftan başka bir şey değildir.
(Devamına da bakmak yararlı olabili.r)
Zira bizim bu uygar dünyamı, şövalyelerle, askerlerle, eğitimli insanlarla, avukatlarla, rahiplerle, filozoflarla ve daha bilmediğimiz başkalarıyla karşılaştığınız büyük bir maskeli balodan başka nedir ki?
Fakat bütün bunlara karşın bir insan ile diğeri arasındaki farklılık hesaplanamayacak kadar büyüktür ve birçok insan başkasını gerçekte nasılsa o şekilde görmüş olsaydı dehşete kapılırdı.
Eğer dünya Tanrının bir tecellisi ise o zaman insanın hatta hayvanın yaptığı şey aynı derecede tanrısal ve kusursuzdur; hiçbir şey kınanamaz, eleştirilemez ve herhangi bir şey diğerinden daha fazla övgüye ya da yergiye layık değildir; dolayısıyla ahlak yoktur.