Sevmek bu muydu? Seni geceleri uyutmayan, kokusuna bağımlı kılan, vazgeçmen gerektiğini bildiğin hâlde vazgeçemediğin bir uyuşturucu muydu? Seni zehirliyordu, seni öldürüyordu… kollarına atıldığında tutacağını bilsen ölüm döşeğindeki tırtıl kelebeğe dönüşebilirdi ama daha nice iyi kötü anıları tehlikeye atamıyordum çünkü ne olursa olsun o vardı. O yaşıyordu ve sen de yaşamak istiyordun.
Zaman. Geçecek derler, zamana bırak derler ama zaman iyileştirmez. Zaman öldürür. Zaman değiştirir. Zaman sizi uçuruma sürükler ama asla iyileştirmez. Sadece bir yarayı kapatırken yenilerini açar ve siz farketmezsiniz bile. Zaman katildir. Eli kanlı, kötü bir katil. İnsan katili. Çocuk kalmış ruhların katili. Masum düşüncelerinin arkasına saklanmış küçük çocukların ellerindeki oyuncaklarını kendilerine bırakmalarını bekleyen ve onları kıran bir katil.
“Hayır.” Sen bana hiç gelmedin, ama bende senden hiç gidemedim. En acısıda ne biliyor musun? Gözümün önünde etimi kemiğimden sıyırdın, yine de vazgeçmedim senden. Ve yine de bilmiyorsun beni. Hiç bilmedin. Belki de hiç bilmeyeceksin.
Yine de söküp atamıyordum onu içimden. Beni öldürüyordu, göğüsümün içinde açtığı yaraya tuz basıyordu. Sanki ben yanıyorum dedikçe o benzin döküyordu üstüme. Bir kanser gibiydi, önce yüreğime dokunan bir kanser; oysaki tenime bile değebilmiş değildi. Dokunmadan sevmek mümkünse, evrendeki ben kitabını yazmış olmalıydı.