“Kendimi unutmak için, seslerle oyalanıyordum. Seslere veriyordum benliğimi. Küçük tıkırtılara, fısıltılara, şehrin uzak sokaklarından kırıla kırıla gelen kahkahalara, sessiz ağlayışların, kıpırtısız katlanışların dalga dalga yayılmasına. Buna, bir şehri tanımak denebilirdi belki. Belki bir yalnızlığı tanımaktı. Kocaman bir şehrin yalnızlığını tanımak. Sesler, her şeyi ele verirdi…”
“…
Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, boyun bahçedeki güllerinki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim… Yaşlılık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır…”
“yaşayanlar ölülerin gözlerini kapatır, ölüler yaşayanların gözlerini açar.”Neden hiç kimse başkalarının ölümüyle ne yapmamız gerektiğini öğretmez?Neden kimse bize nasıl ölündüğünü, nasıl ölmemiz gerektiğini öğretmez?..