Yeraltı edebiyatı eserlerinden olan Az'ı okumaya başlamadan önce diğer okurlardan duyduğum "kitabı gözlerim kısık okudum" cümlesini abartı bulmuştum ama okuduktan sonra onlara hak verdim. Gerçekten okunması gereken ve "benimkiler de dert mi?" Dedirten bir kitap. Bana göre abartılması gereken bir eserdi genel olarak kitabın yazarı Hakan Günday'ın abartılması gerektiğini de düşünüyor olabilirim aslında. Ama bu diğer kitaplarından daha ağır daha sert geldi. Kitapta 11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen Derda ile hapishanedeki bir adamın aynı yaştaki oğlu Derda'nın hayatta kalma hikayesi anlatılıyor. Her iki Derda'nın hayatı da en dipteydi... Kitapta eksik bulduğum tek yön fazla tesadüflere yer verilmiş olmasıydı gerçek hayatta böyle şeyler yaşanamaz gibi bir izlenim veriyordu çünkü ama bu eseri beğendiğim gerçeğini değiştirmez akıcı ve birkaç günde bitebilecek bir kitaptı. Her sayfasını okuduğumda hayatı sorgulama gibi bir ihtiyaç hissettim bu benim sorumluluğum gibi geldi bana. Sorguladıkça nefret ettim hayattan, gerçeklikten, içinde bulunduğum dünyadan...
Ve Az'ı okuduktan sonra anladım ki a ve z sadece iki harf ama aralarında koca bir alfabe var. Biri başlangıç biri son. Belkide bu yüzden az demek herşey demekti
Kırk yıldır "Haydi şehitliğe, Yeryüzünü ermeydanı kılmaya, şenlendirmeye!" işaretini veren sağ şehadet parmağını uzattı bebeği sevmek için. İnanılmaz bir şey oldu. Minicik avuç, işaret parmağını kavradı ve sıktı, sanki "Ben de bu şehadet parmağının işaret ettiği hedeflere yürüyeceğim" diyordu. Bu minik avucun sıkmasıyla seksen yaşını bulmuş bedeninin gençleştiğini hissetti.
Parmağını çekmek istedi, minik avuç bırakmıyordu, titredi anlaşılmaz güç karşısında, en güçlü düşman karşısındaymış gibi zorlandı... Parmağını kurtarmasıyla minik bebek ağlamaya başladı, yenilgiyi kabul etmiyordu"