Ben ebeveynliğin davranışlarımızı etkilemesine izin verebilirdim, sense davranışlarımızı yönetmesine. Bu ince bir ayrım gibi görünse de, gece ve gündüz gibi aslında.
İnsanın kendisine çay kasigiyla bir delik kazmasi ne tuhaf.
Küçük ödünler, duygularin törpülenmesi ya da bir duygunun daha hoş ya da daha gurur okşayıcı bir bağla duygu olarak yeniden ifade edilmesi. Bir kadeh şaraptan mahrum kalmaya o kadar aldırmıyordum o anda. Ama tek bir adımla baglanan o efsanevi yolculuk gibi, ilk içerlemem başlamıştı .
Önemsizdi, ama çogu içerleme öyle degil midir zaten? Küçüklüğü nedeniyle bastırmak zorunda hissettigim bir şey. Hoş, içerlemenin doğası da böyle bir sey, ifade edemediğimiz bir itiraz.
Franklin, çocuk sahibi olmaktan ölesiye korkuyordum, Hamile kalmadan önce, çocuk yetstirme hayallerim yatmadan önce gülen yüzlü vagonlar hakkinda hikâyeler okumak, gevsek dudaklarin arasina mama sıkıştırmak
baska birine ait gibi geliyordu. Kapali, tas kesmis dogamla, kendi bencilligim ve cömertlikten yoksunlugumla, kendi kızgınlığımın kalın, zift gibi yaniyla yüzlesmekten korkuyordum. "Sayfayi çevirmek" ne kadar ilgimi çekse de, bir baskasinin hikâyesine umutsuzca hapsolma ihtimali beni dehsete düsürüyordu. Ve sanirim tam da bu dehset beni tuzaga düsürmüs olmali, tipkt bir çikintinin insani atlamaya itmesi gibi. Ustesinden gelinemeyecek bir is olmasi ve sevimsizligi nihayetinde beni ona çeken sey oldu.