Ah Theo ah… Nasıl bu kadar güzel bir kardeşsin
sen. Kitabın ana karakteri Vinsent fakat benim için Vinsent’in yaşam mücadelesinde desteği eksik olmayan onu en güzel şekilde seven, anlayan, destek olan; kardeşi, Theo. Kitabı bitirdikten sonra Vinsent gerçekten bu hayatı yaşadın mı diye sordum kendime? Bu nasıl bir resim tutkusu, ya da yaşama tutkusu mu demeliyim? Yazar öyle güzel anlatmış ki Vinsent’in açlığını midem de hissettim. Okudukça zihnimden geçen tek şey, insan bu hayatta kendisine inanan onu karşılıksız seven, am
asız fakatsız desteğini esirgemeyen birine sahip olmalı ve insan kendisine ne kadar inandırsa inansın asıl başarıyı ona inanan birisi olduğunda gerçekleştireceği oldu. İşte Vinsent’in hayatındaki bu kişi, kardeşi Theo’du. Kitap ilerledikçe Vinsent’i ne kadar anlasam da içten içe ona kızdım. Çünkü Theo’ya kıyamadım. Hepimizden beklenen büyümek okumak meslek sahibi olmak yuva kurmak etliye sütlüye karışmadan yaşayıp günü gelince de ölmek. Vinsent büyüdü, okudu fakat bir iş sahibi olamadı. Herkesten beklenen hayat sıralaması ondan da beklendi fakat olmadı. Doğru olan sisteme ayak uydurmak mıydı yoksa tutkuyla bağlı olduğu şeyin peşinden gidip sistemin dışına çıkmak mı bilmiyorum. Okudukça bu soruyu sordum ama bir yanıt alamadım.